Sayfalar

faziletleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
faziletleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2012 Perşembe

HULEFA-İ RAŞİDİN VE ESHAB-I KİRAM


هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَىٰ وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ ۚ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ ۖ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا ۖ سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ أَثَرِ السُّجُودِ ۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ ۚ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنْجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ ۗ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
“peygamberini, hidayetle ve bütün  dinler üzerine çıkarmak için, hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah kafidir. Muhammed as Allah’ın peygamberidir. Onunla beraber olanlar, kafirlere karşı şiddetli ve kendi aralarında merhametlidirler. Onları, ruküa varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan fazl ve rıza isterler. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Onların tevratta ki vasıfları budur. İncilde ki vasıflarına gelince;  önce ince bir filiz çıkaran, sonra kuvvetlenen, sonra kalınlaşıp gövdesi üzerinde dimdik duran bir ekin gibidirler. Ekinciler bundan memnundurlar. Allah’ın (onlara böyle misaller getirmesi) kafirleri

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Ayet-el Kürsi

اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ

لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ

وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ

وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ

وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا

وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Allah, başka ilah yok ancak o, daima yaşayan, daima duran tutan hayy-ü kayyum o, ne gaflet basar onu ne uyku, Göklerdeki ve Yerdeki hep onun, kimin haddine ki onun izni olmaksızın huzurunda şefaat edecek? Onların önlerinde ne var arkalarında ne var hepsini bilir, onlar ise onun dilediği kadarından başka ilmi ilahîsinden hiç bir şey kavrayamazlar,

10 Nisan 2010 Cumartesi

Fatiha-i Şerife Hakkında

 

· وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ

لِلْمُؤْمِنِينَ

rabbimiz sure-i Hıcr’in 87-88.inci ayeti kerimelerinde bizlere Fatiha’nın öneminden bahseder. Şimdi sizlere bu Fatiha-i Şerife’deki envar ve esrarı tam hakkı ve manasıyla olmasa da anlatmaya çalışacağız. Acaba bizlere neler kazandırıyor. Okuduğumuz zaman mükâfatları nelerdir bir bakalım:

Meali: ey habibim1 biz sana seb-u mesaniyi (yani iki defa indirilen Fatiha-i şerifeyi) ve kur’an-ı azimi verdik. Sakın o kâfirlerden bir kaçını zevklendirdiğimiz metaa göz atma. Onlara mahzun olma. Mü’minlere kanatlarını indir. (Elmalı tefsiri s:3076)

وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ

Biz sana seb-u mesaniyi verdik. Fatiha-i Şerife iki kere nazil oldu. Mekke-i Mükerreme’de ve kıblenin tahvili günü Medine-i Münevvere’de. Seb-ul mesani Fatiha-i Şerife’nin isimlerinden biridir. 7 ayetli olmasından dolayı seb-u (seb’ arapcada 7 demektir.),2 kere nazil olmasından dolayı ve namazda en az iki kere tekrar edilmesinden dolayı mesani denilmiştir.

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ sakın o kafirlerden bir kacını zevklendirdiğimiz metaa göz atma. Bunlar yani dünya malı ne kadar zevkli ve faideli görünürse de hiçtir.

وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ sen onlara mahzün olma yani iman etmediklerinden malları ile fukara-i müslimine ve dine hizmet etmediklerinden dolayı gam yeme.

وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ mü’minlere kanatlarını indir. O ümmetlerini merhamet kanatlarının altına al. Onlar ile ilgilen. Kendilerine büyük dünya nimetleri, makam ve mevki verdiğimiz son derece maddi nimetler içinde mütelezziz olanlara nazar etme, onların sana karsı yaptıklarına kederlenme. Ümmetinin içinde fakir olalara bakıpta üzülme. Zira ben bütün bunların fevkınde sana ve ümmetine 7 ayetli bir sure ihsan ettim. Kur-an’ı azimüşşanı verdim. Bu size yeter. Yeterde artar bile. Ondaki nimet, devlet, esrar, makam dünyada düşünülemez. İşte böyle bir sure ile seni ve ümmetini nimetlendirdim ey habibim!

Bu ayetin sebebi nüzülü şöyle anlatılmaktadır:

Ebu cehil 7 kafileden oluşan bir ticaret filosu kurmuş Şam’dan Mekke’ye çeşitli mallar ile geliyorlar. Muazzam bir kafile halinde geliyorlar. Bu kafile böyle zenginlik içinde iken ashab çok fakir idi. Bu kafile böyle zenginlik içinde iken ashab çok fakir idi. Bu kafileyi görünce rasulullah efendimiz ashabtan yiyecek bulamayıp aç kalan garipleri hatırladı. Onların hali gözünün önüne geldi. Eshabının haline üzülünce Allahü zül celal ve tekaddes hazretleri hemen cibrili emini çağırıp “ya Cebrail! Çabuk in, habibime hicr suresindeki <……….> ayetini götür, oku.” Buyuruyor. Ebu cehlin ticaret filosu 7 kafile halinde geldiler. İman edenlerin gözünde büyük gibi görünüyor idi. Fakat onların bu 7 ticaret filosuna karşılık hz. Allah hiçbir peygambere vermediğini sana verdi.” Buyuruyor.

Bütün okyanusların bütün özelliklerini bir damla deniz suyunda bulmak, kocaman incir agacını bir tek incir tanesinde görmek mümkün olduğu gibi kur-an’ı kerimin özetini Fatiha-i şerife’den okumak mümkündür. Onun için Fatiha suresinin bir adı da ümmül kitaptır. Kitabın aslı anası manasına gelir.

Hz. Ali’den (kerremallahü vecheh) mervi olan bir hadis-i şerifte peygamber efendimiz: “mirac gecesi Rabbim beni yürüttü. Öyle bir noktaya getirildim ki ‘burası arşı muazzamadır’ denildi. Orada durdum, arşın üstüne baktım ki yukarda asılı yakuttan iki levha gördüm. Levhanın birinde Fatiha suresi yazılıydı. Diğer levhada ise; kur’anı kerimin tamamı; bakara suresinden nas suresine kadar yazılıydı. O noktada ‘ya Rabbi!’ Dedim. Rabbime iltica ettim. ‘Ya Rabbi! Şu iki levhayı benim ümmetime ikram eyle.’ Hz. Allah ‘ey habibim! Bu iki levhayı sana ve ümmetine verdim. İşte ayet

وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ’

ve yine Rabbime dedim ki; ‘ya Rabbi! Bu Fatiha suresini okuyan kimsenin sevabı nedir?’ Cenab-ı Hakk ‘Ya Muhammed! Bu sure 7 ayetdir. Bu sureyi kim kıraat ederse cehennemin 7 kapısı onun üzerine haram olur.’ Buyurdu.” Buda yani cehennemin yedi kapısı oldugu da ayeti celile ile sabittir لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ “cehennemin 7 kapısı vardır. (hıcr 44) “ve yine dedim ki; ‘Ya Rabbi! bir defa Kur’an-ı Kerim okuyanın sevabı nedir?’ ‘ya Muhammed! Ben ona her harfine mukabil cennette bir ağaç veririm.’ Buyurdu.”

İbn-i Abbas söyle rivayet ediyor: “bir gün Cebrail (as) geldi. Rasulullahın yanında bulunuyordu. Başının üstünden bir ses işitildi. Cebrail (as) başını kaldırarak buyurdu ki; ‘şu ses gökkubbenin açılışından çıkmıştır ki, o gök kubbesi şimdiye kadar hiç açılmamıştır. Ondan bir melek yeryüzüne nazil oldu ki bu güne kadar o melek hiç inmemişti.’ O melek sonra rasulullaha selam vererek buyurdu ki; ‘ya Muhammed! 2 nurla müjdelerim ki; onlar senden evvel hiçbir peygambere verilmedi. Biri Fatihatül kitap, digeri ise sure-i bakaranın sonu yani (Amenerrasulü)dür.’”

İsmail hakkı hz. Buyuruyorlar ki; “kim bir nefeste Fatihayı okur ve amin derse hz. Allah neye niyet etmiş ise onu ona verir.”

Yeryüzünde ab-ı hayat tabir edilen bir su vardır. O sudan içen kimse kıyamete kadar hayatta kalır. Hızır (as) ondan içmiştir. Her yüz senede bir 18 yasına iner. Onun bu dünyada kalmasına sure-i Fatiha sebep oldu. Hızır (as) bir fethi Kübra ile Fatiha-i serifenin Arş-u ala da duran bir daire şeklinde ki kitabesini görünce hayran kalıp ona aşık oldu. Fatiha-i Şerife’nin envar ve esrarını kendisine ihsan etmesi için Cenab-ı Hakk’a yalvardı. Cenab-ı Hakk ona bu sureyi Ümmeti muhammede nasip edecegini söyleyince Ümmeti muhammedden olmak için dua etti. Cenab-ı Hakk duasını kabul ederek onu ümmeti Muhammed’e dahil eyledi. O şimdi aramızda yaşıyor ve daha cok yaşayacaktır.

cep-x_com_fatiha_suresi1 Fatiha lugaten; açılacak şeylerin evveli demektir. Fatiha-i Şerife Kur’an-ı Kerimin başıdır. Kur’an-ı Kerim onunla açılır. Bu surenin bir cok ismi vardır.

1- Fatihatül Kitap: Kur’an ve namaza hep bununla başlandığı için,

2- Suretül Hamd: Allah’a hamdü sena ile başladığı için,

3- Ümmül Kur’an: Kur’anın aslı ve namazdaki cemaatteki imam mesabesinde oldugu için,

4- Seb-ul Mesani: namazda en az 2 defa okundugu ve iki defa nazil olan tek sure oldugu için,

5- Elvafiye: ikiye bölünerek okunmayacağı için,

6- Elkafiye: onsuz namaz, namaz olmadıgı için, (namaz onunla tamam oldugu için)

7- Suretül Kenz: hadis-i kutsi de onun için

“Fatihatül kitap arşın hazinelerinden bir hazinedir (kenzdir.)” buyruldugu için.

İsminin çok olması kendisindeki berekatı ilahinin çokluğundandır. Kur’an-ı Azimüşşanın esrarı Fatiha suresinde toplanmıstır, semavi kitapların özü Kur’an da toplanmıs oldugu gibi. Fatiha-i şerife inzal olundugu zaman Cebrail (as) bir bütün olarak getiriyor, ayet ayet degil. Kur’an’da ilk nazil olan sure bütün olarak Fatiha-i şerifedir. Hz. Allah bu sureyi inzal ederken Cebrail (as), yedibin melek ile beraber geldi.

Yani ‘nefsim yed-i kudretinde olan hz. Allah’a kasem olsun ki ne Tevrat, ne İncil, ne Zebur’da bu surenin misli inzal olunmamıştır. Bu sure Fatiha suresidir.’

Enes (r.a.) peygamber efendimize gelerek Fatiha-i şerifeden sual ediyor. Peygamber efendimiz “ya Enes! Senin bana sordugun gibi bende Fatiha suresini Cebrail (as)’a sordum, Cebrail dedi ki; bende Mikail’e sordum. Mikail İsrafil’e, İsrafil Levh-ı Mahfuza, Levh-ı mahfuz Kaleme sordu. Kalem şöyle cevap verdi. ‘hz. Allah beni muhammed’in nurunun cüz’ünden halk ettigi vakit <ey kalem! Yaz!> buyurdu. Ben, ya Rabbi! Ne yazayım, dedim. Rabbim

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

<Elhamdülillahi Rabbil alemin yaz> buyurdu. Bende yazdım. Uzun büyük bir nur çıktı. Kitabetden kaçındım. Yalnız Allah’ın dilediği kaldı. Hz. Allah o nuru iki parça kıldı. O nurun yarısından cenneti, diger yarısından ise melaikeyi halk etti. Meleklerine ümmeti muhammedin okuduğu Fatiha suresinin sevabını yazmalarını emretti. Bu sureyi hulusu kalp ile okuyanlara cennet vaad etti.’ Sonra hz. Allah kaleme

الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

<Errahmanirrahim> yazmasını emretti. Kalem de yazdı. Arşın altından bir nur çıktı. Cenab-ı hakk o nurdan rahmet deryasını halk etti. Cenabı hakk kaleme

مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ

<maliki yevmiddiin> yazmasını emretti. Kalemde yazdı. Arşın altından bir nur çıktı. Cenab-ı hakk o nurdan rahmet denizini halk etti. Cenab-ı hakk kulunu af etmeyi murad ettiği zaman adalet denizinden bir damla su döker. Yine Cenab-ı Hakk kaleme

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

<iyyake nagbüdü ve iyyake nesteîın> yazmasını emretti. Kalem yazdı. Arşın altından bir nur çıktı. Cenab-ı Hakk o nurur ikiye böldü. Yarısını ümmeti muhammedin itaate Tevfik (yani muvaffak) olması için kıldı. Diğer yarısını da diğer ümmetlerin tevfiki için kıldı. (yani onların yararına kıldı.) yine Cenab-ı hakk kaleme emretti.

اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

<İhdinas sıratal müstekım> kalem yazdı. Arşın altından bir nur çıktı. O nuru bütün ümmetlerin ve bilhassa ümmeti muhammedin hidayeti için kıldı. Yine Cenab-ı Hakk kaleme

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

<sıratallezine en’amte aleyhim> yaz dedi. Kalem yazdı. Arşın altından bir nur çıktı. ‘Şu nur, kıyamet kopuncaya kadar benden, helal oldugu halde rızıklanan kulların rızkı bereketi iledir.’ Buyurdu. Sonra Cenab-ı Hakk

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ

<ğayrıl mağzubi aleyhim ve leddallin> yazmasını emretti. Kalem yazdı. Arşın altından bir nur çıktı. O nurdan da yer ile gök arasını dolduracak avzı (sesi) sura koydu. İsrafile verdi.”

Cenab-ı Hakk alemi Fatiha suresi ile süsledigi gibi, nihayeti olan kıyametin baslangıcı olacak olan sûr sesini de Fatiha suresinden halk ediyor.

Rum meliki Kayser, hz. Ömer’e gelip “İncil kitabında ‘içerisinde 7 harften hali olan, kendisinde 7 harf bulunmayan sureyi kim okursa onun için cennet vardır.’ Yazıyor. Ben incili baştan sona tetkik ettim. İçinde 7 harf bulunmayan sure bulamadım. Siz kendi kitabınıza bakın arastırıp bana bildirin.” Diyor. Hz. Ömer ehli Kur’an’ı çağırıp arastırmalarını emrediyor. Übeyy bin kaab (r.a) “ya emiral mü’minin! İçinde 7 harf bulunmayan sure Fatiha suresidir.” Diyor. Hz. Ömer efendimiz rum meliki Kayser’e “ne Tevrat ne Zebur ne de İncil’de olmayıp yalnız bizim kitabımız Kur’an-ı Azimüşşanda bulunan içinde 7 harf bulunmayan sure Fatiha suresidir.” Diye bu sureyi yazıp gönderiyor.

Binaen aleyh rum meliki Müslüman olup İslamiyet üzerine ruhunu teslim ediyor.

Fatiha suresinde 28 harften 7 harf yoktur. Bu harfler şunlardır: ف‎ ظ‎ ش‎ ز خ ج‎ ث

1- ث (peltek se) harfinin olmaması: hz. Allah bu sureyi okuyanlara sübürun olmaması ve olmayacagına delil göstermiştir. Kıyamet gününde ceza görecek olanlara ve onların feryatlarına karsı
لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثِيرًا

“siz bir defa helakinizi çağırmayın, bir defa yok olup gitmeyi dilemeyin, binlerce defa cagırın, binlerce defa yok olup gitmeyi isteyin” (Furkan 14) buyuruluyor. Sübur helak demektir. Yalnız bu sureyi okuyan kimseler süburu davet eden, çagıran zümrenin felaketine düşmeyecekelrdir. Böyle bir felaketten kurtulacagına, kurtulduguna delildir.

2- ج‎ (cim) harfinin olmaması: o kişinin cehennemin içindeki ‘cehim’ tabakasından necat bulacagına delildir. Bu sureyi okuyanları Cenab-ı Hakk narı cehenneminden koruyacaktır. Nitekim ayeti kerimesinde
فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَىٰ

“şu azanların, kıble kabe bilmeyenlerin, Allah peygamber tanımayanların, mukaddesata küfredenlerin, yer ve makamları karargahları, zincirlere vurularak gidecekleri yer narı cehimdir.” (naziat 39) Buyuruyor. Bu sureyi okuyup amel edenler nar-ı cehimden azad olanlardır.

3- خ (hı) harfinin olmaması: bu sureyi okuyan husrana ugramaktan beri ve müberradır.
خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ (hac 11)
dünya ve ahreti husrana ugrayan demektir. Bu sureyi okuyan kimsenin hem dünyası hem ahreti mamur olur.

4- ز (keskin ze) harfinin olmaması: okuyanın zefir ve şehık olmayacagına delildir. Cenab-ı Hakk cehennemden bahs ederken; cehnnem içine kafirleri münkirleri aldıgı zaman öyle bir ses cıkaracak ki

لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ

“cehennemin içinde, cehennemin öyle bir sesi var ki zafir ve şehık (merkep anırır ya) cehennem ehlinde böyle bir ses cıkacak” (hud 106) buyuruyor.
Merkebin nefesini içeri alırken sesi vardır, bir de nefesini dışarı verirken sesi vardır. Bu ne insan ne de kuş sesine benzer. Bu sureyi okuyanlar bu zefir ve şehıkten kurtulacaklardır.

5- ش‎ (şın) harfinin olmaması: bunu okuyan mü’minlerin şekî olmadıgına delildir. Çünki Cenab-ı Hakk

فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَىٰ

“kim benim hidayetime yoluma uyarsa asla dalalette kalmayacaktır. Asla şekîde olmayacaklar.” (taha 123) Buyuruyor. Bu sureyi okuyan şekî olmaz, eşkîyadan olamaz.

6- ظ‎ (zı) harfinin olmaması: okuyan için ahrette alev alev yanan cehennemin tabakalarından olan leza لَظَىٰ ’ya dücar olamayacagına delildir. Rabbimiz
نَزَّاعَةً لِلشَّوَىٰ*كَلَّا ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
“cehennem sizin anladıgınız gibi degil, öyle bir alev, ateş var ki, el ve ayakları dolaştırıyor. Birbirine yapıştırıyor.” Binaen aleyh bu sureyi okuyan böyle bir felaketten kurtulacaktır.

7- ف‎ (fe) harfinin olmaması: okuyanın firaktan ayrılıktan kurtulacagına delalet eder. Cenab-ı Hakk
فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ

“fırkanın biri cennette digeri cehennemdedir” (şura 7) buyuruyor. Bu sureyi okuyan firak ve ayrılıktan kurtulacaktır.

Fatiha-i Şerife 7 ayetten müteşekkildir. 7 ayet-i kerime bizlere neleri gösteriyor.

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Elhamdülillahi Rabbil Alemin- hamid o rabbül alemin olan hz. Allah içindir.

الْحَمْدُ –Elhamdü- 5 harflidir. Bu bize kıldıgımız 5 vakit namazı gösteriyor. Elhamdü deyip huzura bağlandığımız vakit Allahü Teala “ey kulum bana hamd ettin. Bende sana bir vakit namaz kılmakla 5 vakit namaz kılma sevabı verdim” buyuruyor.

لِلَّهِ Lillahi 3 harflidir. Evvelkine ilave edildiginde (beraber okudugumuz için) 8 eder. Mevlamız “ey kulum ben sana cennetin 8 kapısını ardına kadar actım. Cennetime gir.” Kul hesapsız istedigi kapıdan girer.

رَبِّ الْعَالَمِينَ rabbil alemin 10 harftir. Evvelkine ilave edildiginde 18 olur. Bütün alemlerin arş kürsün adedi 18 bindir. Mevla “ey kulum bana bütün alemlerin rabbi oldugumu söyledin, bende sana 18 bin alemin yaptıgı ibadetin sevabını ihsan ettim.” Buyuruyor.

Yıldızlarda ve bütün kainatta 18 bin alem vardır.

الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

Errahmanirrahim o haz. Allah rahman ve rahimdir

الرَّحْمَٰنِ errahman dünyada rahmetini bize yagdıran rabbim bize rahman sıfatını öyle acmıs ki, hristiyanlar, iman etmeyenler bile rahatlıklarını rahman sıfatından alıyorlar. Errahman 6 harflidir. Evvelkine ilave edildiginde 24 eder. Cenab-ı hakk “ey kulum bana rahman sıfatımla sarıldın. Bende sana karşılık olarak 24 saat ibadet sevabı kaydediyorum.” Buyurur.

الرَّحِيمِ errahîm o hz. Allah ahrette yalnız mü’minlere merhametli, kafirelere ise adaleti ile azap edicidir.

Ne zaman ki Kabil kardeşi Habil’i katletti. Bu Adem (as)’a çok agır geldi. Adem (as) Cenab-ı Hakk’a iltica etti. Cenab-ı Hakk “ya Adem! Arzı emrine verdim. Ona emret!” buyurdu. Adem (as) “ya arz onu tut!” diye iltica etti. Arz kabili yutmaya basladı. Kabil arza “bana biraz müsaade ver,diyecegim var” dedi. Arz onu bıraktı. Kabil “ya Rabbel Alemin! Babamda sana asi olmustu onu neden helak etmedin de beni helak ediyorsun?” dedi. Cenab-ı Hakk “o sadece benim emrime asi olmustu. Sen hem bana hem babana asi oldun. Hemde kul hakkı gasbettin, kardeşinin kanına girdin.” Buyurdu. Arz yine kabili yutmaya başlayınca Kabil “ey arz, ne olur haz. Muhammed hakkı için bana biraz daha izin ver, diyecegim var.” Arz müsaade eder. Kabil “ya Rabbi! Şeytan da sana asi oldu onu helak etmedinde beni helak ediyorsun.” Cenab-ı Hakk “o sadece benim emrime asi oldu.” Buyuruyor. Hz. Adem yine arza “ya arz! Onu tut.” Dedi. Arz yutmaya devam eder. Kabil yine izin ister verilir. Ve Kabil şöyle der: “ya Rabbi! Senin 99 ismin yok mu?” Cenab-ı Hakk “evet var!” kabil “ya Rabb! Errhman – Errahîm senin isimlerinden degil mi?” Cenab-ı Hakk “evet!” kabil “ya Rabbi! Sen kendine rahman ve rahim diye isim vermedin mi?” Cenab-ı Hakk “evet!” bunun üzerine kabil, “ya Rabbi! Ya bu isimlerini esmaül hüsnan arasından cıkar yada beni de magfiret et!” diye iltica eder. Cenab-ı Hakk “ya arz! Onu bırak” diye emreder.

Rahîm 6 harflidir. Evvelkine ilave edildiginde 30 eder. Cenab-ı Hakk “ey kulum! Beni rah’ım sıfatımla andın. Bende sana 30 ramazan günü oruc tutmus sevabı veriyorum.” Buyuruyor.

مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ

Maliki yevmid dîn o hz. Allah din, ceza, kıyamet gününün sahibidir. Maliki yevmid din 12 harflidir. Evvelkine ilave edildiginde 42 eder. Farz, vacip, sünnet, ikide kuşluk namazı ile her gün 42 rek’at namaz vardır. Cenab-ı Hakk “Ey kulum! Sana 42 rek’at namaz sevabı verdim.” Buyurur.

إِيَّاكَ نَعْبُدُ iyyake nagbüdü ancak sana ibadet ederiz. 8 harflidir. İlave edildiginde 50 eder. Cenab-ı Hakk “ey kulum! Kıyamet gününde sana tahsis edilen 50 büyük günahını afettim.” Buyurur.

Yine sıratta 50 bin senelik bekleme vardır. Cenab-ı Hakk “ey meleklerim! Benim kuluma müjdeleyin, iyyake nagbüdü dedi. Bende onun üzerindeki 50 bin senelik beklemeyi kaldırıyorum.”

وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ iyyake nesteîn ancak senden yardık dileriz, taleb ederiz. 11 harflidir eklendigi zaman 61 eder. Bir rivayette cennetteki ırmakların adedi 61’dir. Bu ırmaklar sabahtan aksama kadar Mevlayı zikrederler. “bu ırmakların zikrini sana verdim” buyuruyor Cenab-ı Hakk.

اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ İhdinas sıratal müstekîm sen bizi dogru yola hidayet et. 19 harftir. Evvelkine ilaveten 80 olur. Bir kimse iftira ederse cezası 80 sopadır. Şarap içeninde cezası 80 sopadır. Buraya kadar okuyan kulun 80 sopalık cezası af olunur. Hz. Allah “kulumun büyük günahlarından 80 tanesini silin!” buyurur.

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ sıratallezine en’amte aleyhim o kendine in’am ettiğin mesudların yoluna hidayet et. 19 harftir. İlaveten 99 olur. Kur’anı Kerim de gecen hz. Allah’ın isimleri 99dur. Okuyan kula bu isimlerin sevabı yazılır.

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ gayril mağzubi aleyhim o gadap olunanların yoluna degil. 15 harftir. Evvelkine ilaveten 114 olur. Kur’an-ı Kerimde 114 sure vardır. 114 sure okumus gibi olurki bunun karsılığı olan bir hatim sevabı alır.

وَلَا الضَّالِّينَ ve led daallin dalaletde olanlarn yoluna değil. 10 harflidir. İlaveten 124 eder. Okuyan kula 124 bin peygamberin sefaatini in’am eder.

أمين Amin. Bizim bu duamızı kabul eyle, duamıza icabet et. 4 haflidir.

ا elif Adem (as)’ın isminden alınmıştır.

م mim Muhammed (as)’ın isminden alınmıştır.
ي ye Yahya (as)’ın isminden alınmıstır.
ن‎ nun Nuh (as)’ın isminden alınmıstır. Cenab-ı Hakk 4 peygamberi şahit tutuyor. 4 büyük peygamber mühürlerini basıyor.

Yine, elif Cebrail (as)’ın, mim Mikail (as)’ın, ye İsrafil (as)’ın, nun Azrail (as)’ın alnında yazılıdır. Bu dört büyük melek secdei rahmana varıyorlar ve diyorlar ki başlarında Cebrail as “Ya Rabbi! Şu harfleri söyleyene magfiret et.”

Mikail, İsrafil ve Azrail (as) ise; “ya Rabbi! Bu kelimeyi söyleyen kulunu mahrumu didar eyleme!” ve duanın kabulüne, affa dair bir işaret gelemdikce başlarını secdeden kaldırmıyorlar.

Rasulümüz “Amin 4 harflidir, amin diyen kişiyi Mevla 4 nev’ı beladan emin kılar;

1- İmanın zail olmasından

2- Arasat korkusundan

3- Sırat köprüsünden

4- Cehennemde ebedi kalmaktan
Cenab-ı Hakk bizleri bu surenin sırrına mazhar buyursun. Fatiha suresine devam edenler Allah Rasulünün sancağı altında toplanma serefine ulasacak, enbiya-i ızam, evliya-i kiram ile sehiller, Salihler ile, abidler ile, beraber olma mutluluguna ulasacaklardır. Allah’ım bizi o kullarından eyle!

Amin.

 

-ayet mealler elmalı tefsrinden, surenin fazileti hakkındaki bilgilerde hazinetül esrar kitabından derlenmiştir.-

Bookmark and Share

17 Şubat 2010 Çarşamba

Şükür

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِنْ كُنْتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

(bakara 172)

“ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz maddeten ve manen şeylerin en temiz olanlarından yiyin, Allah’a şükredin. Eğer hakikaten ona kulluk ediyorsanız.”

Muhterem kardeşlerim…

Allah’a karşı kulluk vazifelerimizden birisi, onun ihsan etmiş olduğu nimetlere şükretmektir. Bu şükür vazifesi, lütufları saygıya sığmayan, nimetlerinin arkası kesilmeyen rabbimize karşı şükretmek her Müslüman’a farzdır.

İmam-ı Rabbani Hz. “kendine nimet verilen kişinin, nimet verene aklen ve şer’an şükretmesi vacip (farz)dır.” Buyurmuşlardır. (Mektubat-ı şerif c:1 sf: 71)

hamd6 Rabbimizin bize ihsan etmiş olduğu nimetleri birer birer saymamız mümkün değildir. Çünki Rabbimiz buyuruyorlar ki;

وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللَّهِ لَا تُحْصُوهَا ۗ إِنَّ الْإِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ

“eğer Allah’ın bunca nimetlerini birer birer saymak isterseniz sayamazsınız. Hatta adetleri katlayarak bile onları saymak isteseniz, yine güç yetiremezsiniz.” (İbrahim 34)

Rabbimizin bizi insan olarak yaratması, anlamak için akıl, görmek için göz, işitmek için kulak ihsan etmesi hepsi birer nimettir. Zaten eğer nimet olmasa idi şükür emredilir miydi?

Ya bir günde 24bin defa alıp verdiğimiz nefesler, hayatımızı devam ettirdiğimiz o nefesler birer nimet değil midir?

Her nefesin alınması bir nimet, verilmesi ise diğer bir nimettir. Şu halde her nefes için Allah’a iki defa şükretmek gerekmektedir. İşte bunun imkânı olmadığı için, bu şükrü eda etmeye güç yetiremeyeceğimiz için Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. “sana hakkı ile şükredemedik ya meşkûr.” Buyuruyor.

قُلْ هُوَ الَّذِي أَنْشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ ۖ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ

“Habibim sen söyle! O Allah-ü Zül-Celal ki, sizi en güzel bir şekilde yarattı. Yani sadece maddi güzellikler değil, kendi envarının zinetleri, rasulünün tezyinatı ve günde 364 defa rahmet nazarı ile kalbinizi şereflendirip, manevi güzelliklerle de kalbinizi süsledi” (mülk 23)

Ve bize işitecek kulak, görecek gözler ve idrak edecek gönüller (letaif) ihsan etti. İşitme nimeti, hakikatleri, ilahi kitabı duymak dinlemek için verilmiştir. Basiret (görme) doğruyu görmek, ibret almak için verilmiştir. Kalp ise Hz. Allah’ın hidayet nuru ile hakikatleri anlamak için verildiği halde Mevlamız c.c.

قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ

“sizin pek azınız şükrediyorsunuz.” Buyurmaktadır. Yani sizden pek azınız bu nimetleri Allah yolunda kullanıyor. Bu ayetlerden anlaşıldığı üzere her nimetin şükrü kendi cinsindendir.

Allah’ın bize verdiği nimetlerin en büyüğü hiç şüphesiz iman ve hidayet nimetidir. Bu nimet ahiret hayatının ebedi nimetlerini elde etmeye bir vesiledir.

Rivayet olunur ki: isa (as) cüzam hastalıgına yakalanıp etleri dökülen, kör olan ve her tarafı çürüyüp perişan olan yatalak bir hastanın “mahlûkatın çoklarından beni üstün kılıp, faziletlendiren ve müptela olduğu belalardan bana sıhhat ve afiyet veren Allah’ıma hamd-ü senalar olsun.” Diye dua ettiğini görünce “sana gelmeyen bela mı kaldı?” diye sorar. Bunun üzerine hasta “ey Allah’ın nebisi! Her ne kadar benim vücudumun her tarafı yara bere ve çürük olsa da hamd olsun ki iman ve marifet sahibiyim.” Yani kalbim sağlam çürümedi diyor.

İsa (as) onun bu cevabından çok memnun oluyor, mucize-i rasul olarak dua ediyor ve o hasta bedenen de sağlıklı oluyor.

Hz. Sehl’e birisi gelerek “ya Sehl evime hırsız girdi. Kıymetli eşyalarımı çaldı.” Diye şikâyet edince, mübarek zat “dua et! Şükret ki nefis ve şeytan hırsızı kalbine girip imanını çalmamış.” Diye onu hem teselli ediyor, hem de en büyük zayiatın imanını kaybetmek olduğunu beyanla daha mühim bir hususa dikkat çekmiş oluyor. (risale-i kureyşiyye sf89)

Duha namazında kılarken yaptığımız niyetlerde de buna işaret vardır. Nitekim duha namazının ilk iki rekâtında “ya Rabbi! Niyet ettim şükründen aciz kaldığım ilahi bütün nimetlerine teşekküren” ikinci rekâtında “şükründen aciz kaldığım İslam nimetine teşekküren” üçüncü iki rekâtında ise, nimetin artan büyüklüğü karşısında adeta ayakta duracak halim ve mecalim kalmadı dercesine oturduğu yerden kılacağı bu rekatlarda “ya Rabbi! Niyet ettim, şükründen aciz olduğum ümmeti Muhammed’den olma nimetine teşekküren duha namazına” diye niyet etmekteyiz.

İslam büyükleri “şükür 3 aza ile olur” buyurmuşlardır:

1- Kalple şükür: daima kalben hayrı kastetmek ve bütün mahlûkata bu kalbi şükrü gizlemek, içten yanmak, içten pişmek, içten mü’mini hakiki olmak iledir.

2- Dil ile şükrü eda etmek: ‘Elhamdülillah’ ve ‘eşşükrü lillah ’ demekle yapılan şükürdür.

Şüphesiz ki Cenab-ı Hakk, bir et parçası olarak yaratıp da konuşma gibi büyük bir nimet ihsan ettiği dilden, her şeyden evvel kendine hamd ister. Nitekim ilk insan Âdem (a.s.)’ı halk edip Cebrail (a.s.) vasıtasıyla ona ruh üfürdüğü zaman, ruh burna geldiğinde Âdem (a.s.) aksırıyor ve dilinden dökülen ilk kelime ‘Elhamdülillah’ oluyor.

3- Azalarla yapılan şükürdür: Hz. Allah’ın kendi hazinesinden ihsan etmiş olduğu nimetleri yine Allah’ın rıza ve hoşnutluğu yolunda harcamak, kullanmakla yapılan şükür. Vücudun bütün azalarının şükrü vardır.

Gözün şükrü: harama bakmamaktır.

Lisanın şükrü: daima Allah’ı anmak, kötü sözleri dilinden çıkarmak iledir.

Ellerin şükrü: elleri harama uzatmamaktır.

Ayakların şükrü: ayaklarla Cenab-ı Hakk’ın men ettiği yerlere yürümemektir.

Midenin şükrü: haram lokma yememek iledir.

Cenab-ı Hakk azalarımızı haram ve yasak olan şeylerden muhafaza buyursun.

Kıymetli kardeşlerim!

Eğer nimete şükredilirse Cenab-ı Hakk kuluna verdiği nimeti ziyade kılar.

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ

(İbrahim 7)

“hatırlayın ki rabbiniz size şunu bildirmişti: And olsun! Şükrederseniz, elbette sizin nimetlerinizi artırırım. And olsun! Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz benim azabım cidden çetindir.”

Görüldüğü gibi şükrün derece ve mertebeleri vardır. Şükür ziyadeleştikçe karşılığındaki in’am ve ihsan da ona mütenasip olarak büyümektedir.

Hadis-i şerifte “kim nimete şükrederse Hz. Allah’ı daha fazla anlamış olur ve elinde ki nimeti hiçbir zaman kaybolmuş olmaz.” Buruluyor.

Nimet karşı şükredildiği takdirde ziyadeleştiği gibi, nankörlük yapılıp şükür terk edilecek olursa karşılığı da Allah’ımızın çetin azabıdır. Aynı zamanda kıymeti bilinmeyen nimeti elde tutmak çok zordur.

Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki:

“nimet ürkek bir şeydir kıymeti bilinmezse sahibinden kaçar. Onu şükür bağıyla bağlayın.” (ruhul beyan c: 6 sf: 335)

Muhterem kardeşlerim!<I style="mso-bidi-font-style: normal"></I>

İbn-i Ata’dan bir rivayette; bir gün Hz. Aişe (r.a.)’a gittim. Allah’ın rasulünde gördüğün en büyük hallerden birini bana anlat dedim. Hz. Aişe (r.a.) ağlayarak: “onun her hali önemli ve akıllara durgunluk verecek mahiyetteydi. Ancak birini sana anlatayım.

Bir gece yanıma geldi. Yattı ve bana: ‘ey Ebu Bekrin kızı müsaade eder misin Rabbime ibadet ve kulluk edeyim.’ Dedi. Ben de ‘Senin Allah’a yaklaşmanı isterim’ dedim. Hemen kalktı ve acele abdest aldı. Ağlayarak namaz kılmaya başladı. Kıyamda, rükûda, secdede ve namazın sonunda gözyaşları devam etti. Öyle ki gözyaşları göğsüne kadar indi. Bunun üzerine kendisine; ‘senin gelmiş ve gelecek günahların bağışlanmıştır. Neden bu kadar üzülüyorsun?’ dediğimde; ‘ben Rabbime karşı şükreden bir kul olmayayım mı?’ buyurdular.” (ihya-u ulumiddin)

Muhterem kardeşlerim;

Yine buyruluyor ki:

Kim dünya hususunda kendisinden düşük olana, din hususunda kendisinden üstün olan bakarsa Allah o kimseyi sabredici ve şükredici olarak yazar.

Aziz kardeşlerim!

Şükür nimetin Allah’tan geldiğini itiraf etmektir. Musa (a.s.) Rabbimize soruyor: “Ya Rabbi! Âdem (a.s.) kendisine yaptığının şükrünü nasıl ödeyebildi? Onu kudretinle yarattın… Ona ruh üfledin… Cennetine koydun… Meleklerine emrettin. Ona secde ettiler…” Rabbimiz de; “ya Musa! Âdem (a.s.) bütün bunları benden bilerek hamd etti. Bu ise nimetlerime şükür oldu.” (Tenbihül Gafilin)

Şükrün çoğu üç şeydedir:

1- Allahü Teala sana bir ihsanda bulunduğu zaman o ihsanı kimin yaptığını görüp hamd etmendir.

2- Sana verilene razı olmandır.

3- Verilen şeyin faydası olduğu, kuvveti bedeninde bulunduğu müddetçe Allah’a asi olmamandır.

Bir kimse kendisine verilen ufak bir hediye karşılığında onu veren kimseye hemen teşekkür eder. Allah’ımızın ihsan ettiği bunca nimetlere karşılık hissiz davranıp, şükrünü unutmak elbette ki bir mü’mine yakışan bir hareket değildir.

Bir mü’min Allahü Teâlâ’ya hamd etmek için yeni bir nimete ermeyi beklememelidir. Cenab-ı Hakk’a arzı şükranda bulunabilmek için vesile ve sebepler araştırmalı ve her imkândan faydalanarak Cenab-ı Hakk’a hamd etmelidir.

Mesela uykudan kalkan bir kimse vücudunun yorgunluğunu dinlendirmiş ve ölümün küçük bir misali bulunan uykudan kalkıp hayati faaliyetlere atılmış olduğundan dolayı Allahü Teâlâ’ya hamd-ü senada bulunmalıdır.

Ne kadar insan var ki sağlığını kaybetmiş olduğu için yatıp uyumakta veya canlı girdiği yataktan ölüsü kalkmaktadır..

Yine hadis-i şerifte:

“Hz. Allah kuluna bir nimet ihsan ettiği zaman o kul ‘Elhamdülillah’ derse şükür vazifesini eda etmiş olur. Tekrar hamd ederse günahları af olunur.”

Bu ilahi ikramdan faydalanmak isteyen bir mü’min elde ettiği nimetin Hamdini yerine getirmekte gaflet göstermemeli ve hemen şükrünü eda etmelidir.

Sevgili peygamberimiz hadis-i şerifte buyuruyorlar ki;

“kim yemeğini yer, karnını doyurur, sonra ‘beni yedirip doyurana, içirip kandırana hamd ederim’ derse anadan doğmuş gibi günahsız olur.”

Bir hadis-i şerifte “zikreden dil, şükreden kalp, sabırlı beden, Saliha ve mü’mine bir kadın, bu dört şey ki bunlar bir kimse de olursa ona dünyanın ve ahretin hayrı verilmiş demektir” buyruluyor.

Şükrü eda edilen bir nimet sahibi için bir baldır. Onun için hadis-i şerifte “şükrünü eda ettiğin az bir şey, şükrüne güç yetiremediğin çok şeyden hayırlıdır.” Buyruluyor. Öyle ise bir mü’min Cenab-ı Hakk’ın kendisine ihsan ettiği nimetlere karşı şükretmeli, elde olana kanaat göstermelidir.

Allah cümlemize şükrünü eda edebilecek nimetler ihsan etsin, ihsan ettiği nimetlerin şükrünü eda edebilmeyi nasip etsin.

Bookmark and Share

25 Ocak 2010 Pazartesi

Duanın Kabul Olunduğu Yerler

  • Kur’an-ı Kerim hatmedildigi vakit,
  • Ezanla Kaamet arası,
  • Hastalıkta,
  • Kabe görüldügü vakit,
  • Recep ayının ilk gecesi,
  • Gece yarısından sonra,
  • Oruçlu iken,
  • Cuma gecesi,
  • Misafirlikte,
  • Secde anında,
  • Kandil gecelerinde,
  • Arafatta,
  • Zemzem suyu içilirken,
  • Yolculukta,
  • Yağmur yağarken,
  • Arefe günü,
  • İftar vakti,
  • Ramazan-ı şerifte,
  • Beraat gecesi,
  • Harp meydanında,
  • Kalp üzüntülü iken,
  • Bayram geceleri,
  • Farz namazdan sonra,
  • Seher vakti,
  • Hacerul esved yanında….

Bookmark and Share

23 Ocak 2010 Cumartesi

7 ŞEYE DEVAM EDEN 4 SEYDEN EMİN OLUR


1- Her işin başında besmele çekmek,
2- Her işin sonunda "elhamdülillah" demek,
3- Bir şey yapacakken "inşaallah" demek,
4- Bir şeye kızdıgı zaman "la havle vela kuvvete illa billahi aliyyil azim" demek,
5- Kötü bir şey söyledigi zaman "estağfirullah..." demek,
6- Birisi vefat edince (haber alınca yada sela duyunca) "inna lillahi ve inna ileyhi raciun" demek
7- Gece gündüz aklına geldikce kelime-i tevhid okumak...
Emin olacagı 4 şey;
1- Nasıl öleceginden (iman ile),
2- Kabir halinin nasıl olacagından (cennet bahçelerinden bir bahçe),
3- Ne şekilde haşr olunacagından (yüzü ayın 14ü gibi parlayarak),
4- Cennete mi cehenneme mi gideceginden (cennete)
Rivayette her ne kadar 4 seyden emin olur denilse de bunlar ümid edilen, olması kuvvetle muhtemel olan seylerdir. Hadis-i serifle sabittirki mü'min her zaman korku ile ümid arasında olmalıdır.
Bookmark and Share

11 Ocak 2010 Pazartesi

Üç Aylar ve Receb-i Şerif

 

اِنّ عِدّتَ الشّهُورِعِنْدَاللهِ اثْناَ عَشَرَ شَهْرًافي كِتَابِ اللهِ يَوْمَ خَلَقَ السّمَاوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَا اَرْبَعَتٌ

حُرُمَ ذَالِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكَينَ كآفّةَ

"Yerlerin ve göklerin yaratıldığı günden beri Allah'ın kitabında ayların adedi 12dir. Bu 12 aydan dördü Eşhuru Hurumdur."
Muhterem kardeşlerim!
Bu günkü sohbetimiz üç aylar ve receb-i serif hakkında olacaktır. Kainatın yegane halıkı olan mevlamız yarattıkları içinde hiçbir varlıgı sebebsiz ve hikmetsiz yaratmamıstır. Yaratılanların en mükemmeli ve en şereflisi olan insanoglunun yaratılısı da elbette sebebsiz ve hikmetsiz degildir. İnsanoğlunun yaratılmasında ki sebep  hikmet ve gaye hiç süphesiz Allah'a iman ve kulluktur. Çünki mevlamız kur-an'ı kerim'de

وَمَاخَلَقْتُ الْحِنَّ وَالْاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ</DIV>

"muhakkak ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet ve kulluk etsinler için yarattım" buyurmaktadır. Yine mülk suresinin 2. Ayetinde;

اَلَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَوةَلِيَبْلُوَكُمْ اَيّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلَاوَهُوَ الْعَزِيزُالْغَفُور         </DIV>

"o Allahü Zülcelal ki sizn hanginiz daha iyi, daha güzel ibadet edecek diye sizi  imtihan için ölümü ve hayatı yarattı. Buna ragmen kullukte kusur edenler için Allah-ü Teala aziz ve gafurdur. Dilerse azab eder, dilerse magfiret eder." Buyurmaktadır.
İbadet için yaratılan ve imtihan için dünyaya gönderilen insanlara verilen ömür ise farklıdır. Mesela insanlıgın babası adem (as) bu fani dünyada bin yıl yasamıstır. Nuh (as), İdris (as) ise ona yakın ömür sürmüşlerdir. Yine diger peygamberler ve ümmetleri yüzlerce yıl yasamıslardır. Ümmeti muhammed'in ömrü ise diger peygamber ve ümmetlere kıyas edilemeyecek derecede azdır.
Kainat kendi yüzü suyu hürmetine yaratılan efendimiz (s.a.v.) bile bu dünyada 63 yıl misafir kalmıslardır. Aynı sekilde onun ümmeti olan bizlere de ortalama olarak yarım asrı gecen altmıs-yetmiş yıllık kısa bir ömre sahibiz. Seksen veya doksan yasına girmiş insanlar hele hele yüz yasına girmiş kişiler tamamen hayreti mucip olmakta basında ve yayında taaccüp vesilesi olarak teşhir edilmektedir.
Bir tarafta yüzlerce yıl yasayan peygamberler ve ümmetleri, diger tarafta ümmeti muhammed'in kısa ömrü. Bütün insanlardan istenen vazife ise aynı; iman, itaat, kulluk ve ibadettir. İlk bakısta sartlar esit degil gibi gözüküyor.  Ama iste burada Cenab-ı mevlamızın manevi iltiması ve ümmeti muhammed için hazırladıgı hususi zamanlar bizim için büyük fırsat teskil etmektedir. Bu hususi zamanlar en iyi sekilde degerlendirilir ihya edilirse, yüzlerce yıl yasayan insanların elde edemyecegi derece ve mertebeye ümmeti muhammedin ulasması mümkündür.
İşte üç aylar, hususiyetle eshuru hurumdan olan recebi serifte bire yüz, ramazanı serifte ise bire bin ve hatta hesapsız olarak ibadetler karsılıgını bulur.
Nasıl ki bir otomobilin yıllık bakım ve onarıma ihtiyacı varsa; bu aylar da ümmeti muhammed'in  kendine ceki düzen vermesi, manevi olarak bakıma alması gereken aylardır.
Tarlaya ekilen hububatın verimli olabilmesi için, tohum ekilmeden önce iyice sürülmesi tohuma hazırlanması, ekildikten sonra da zararlı otlardan temizlenmesi ve gübrelenip sulanması lazımdır. Böyle yapıldıgı takdirde hasat mevsiminde Allah'ın lütfu ile istenen hasılatı elde etmek mümkündür.
İşte ümmeti Muhammed için recebi serif ayı; gönül ve letaif bahcesini sürme, hazırlama ayıdır. Şaban-ı serif, ihlâsla tohumu ekip zararlı seylerden Allah'ın feyziyle, zikriyle ibadetiyle meşgul olarak temizleme ayı, Ramazan-ı şerif ise iman ve ibadet cihetinden manevi güllerin açtıgı netice elde etme ayıdır.
Üç ayların baslangıcı olan recebi serif hakkında hadis-i seriflerde gectigi üzere bu ayın isimlerinden biri "esam" sagırdır. Günahlara sağırdır. Kıyamet gününde bizim aleyhimize sahitlik yapmayacaktır.  "sehrullah" Allah'ın ayıdır. Çünki Cenab-ı Hakk bu ayda hiçbir kavmi batırıp mahvetmemiştir.
Receb  رَجَبْ isminin basındaki رَ harfi rahmeti ilahiyeye, ج harfi cüd cömertlik ve inayete, ب harfi insanların isyandan kurtulmaları, biri ilahi, ihsanı ilahi ve bereketi ilahiyeye delalet eder.
Bu ayın basında Regaip, sonunda mirac kandili olarak ayrıca iki kandilli olarak bası ve sonu aydınlanmış bir aydır.
Sevgili peygamberimiz bu ayda yapmamız gereken ibadetlere isaret ederek şöyle buyurmaktadır;
"Ölüm anında susuzluktan rahat etmeyi, dünyadan giderken iman ile çıkmayı, şeytandan kurtulmayı, murad ederseniz, su ayların hepsine, cok oruç tutmakla geçmiş günahlara pişman olmakla hürmet ediniz. Butun kainatın yaratıcısı olan haz. Allah'ı zikrediniz ki selametle rabbinizin cennetine giresiniz." (mev'ıza-i hasene sf 325)
Yine bu ayda tutulacak orucla alakalı olarak haz. Sevban anlatıyor;
"Rasulullah (s.a.v.) ile beraber yürürken bir kavmin kabristanına ugradık. Efendimiz o kabristanın yanında durdular. Siddetli bir sekilde aglamaya basladılar. Ve dua ettiler sonra dediler ki; "ya Sevban!  Su kabir ehline azap olunuyor. Azap olunmalarının sebebi bevil ve dedikodudandır." Efendimiz dua ettikten sonra azapları hafifletildi. Sonra buyurdular ki; " eğer su kabir ehli dünyada iken dünyada iken receb-i seriften bir gün oruc tutmus olsalardı veya bir geceyi ihya etselerdi bu azabı görmeyeceklerdi." (tefciruttesnim sf 195)
Diger bir hadis-i serifte Enes bin malik hazretleri naklediyor;
"muaz ibni cebel ile karsılastım. Ona nereden geliyorsun ya muaz dedim. ‘Rasulullah'ın yanından geliyorum' dedi. ‘ondan ne işittin?' diye sordum. "buyurdular ki; ‘kim halis ve muhlis olarak lailahe illallah derse cennete girer. Kim Allah rızasını taleb ederek receb-i seriften bir gün oruc tutarsa cennete girer.' Enes bin malik haz. Daha sonra ‘rasulullahın yanına vardım "ya Rasulallah! Muaz ibni cebel bana sunları haber verdi. Efendimiz; ‘muaz doğru söyledi. Ben onu üç defa söyledim' buyurdular.'
Enes ibni malik haz.'den rivayet edilen baksa bir hadis-i serifte;
"muhakkak cennette recep adıyla anılan bir nehir vardır ki; onun suyu sütten beyaz, baldan daha tatlıdır. Kimki recep ayında bir gün oruç tutacak olursa Allah-ü Teâlâ onu o nehirden sulayacaktır." Buyurmuşlardır. (tefciruttesnim sf. 193)
Recebi serifin birinci günü oruc tutanlara 3 senelik, ikinci günü oruc tutanlara 2 senelik, üçüncü günü oruç tutanlara 1 senelik üçüncü günden sonra her gün için bir aylık nafile oruç sevabı verilir. Bu hadis-i serif ile sabittir.
Recebi serifte 7 gün oruc tutanlara cehennemin kapıları kapanır. 8 gün tutanlara cennetin kapıları acılır. 10 gün tutanlara cenabı hakk hiçbir şey sormaz. 15 gün tutanların "gecmiş günahları affedildi" denir. (dua ve ibadetler)
Bu ayda gecmiş günahlara tevbe istigfar etmekle birlikte efendimiz üzerine Salatü selam okumalıyız.
Zira efendimiz (s.a.v.) söyle buyurmaktadır; "mirac gecesinde bir nehir gördüm. Suyu baldan tatlı, kardan daha beyaz, kokusu miskden hoş idi. Cebrail (as)'a sordum. Ya Cebrail bu nehir kim içindir. Cebrail as "recebi serifte senin üzerine selavat getiren içindir." Dedi (mev-ıza-i hasene sf 324)

رَجَبَ شَهْرُ اللهْ وَشَعْبَانَ شَهْرِي وَرَمَضَانَ شَهْرِاُمَّتِي     </DIV>

"Recebi şerif hz. Allah'ın ayı, şaban-ı şerif benim ayım, ramazanı şerif ümmetimin ayıdır."
Muhterem kardeslerim
Bu ay cenabı hakk'a mahsus bir ay oldugu için, yalnız zatı ilahiyeyi bildiren ihlas suresini cok okumak lazımdır. Bilhassa bu aya hurmet olarak, ayrıca günde 11 ihlas-ı serif okumalı, yine basında 7 sonunda 7 fatiha-i serif okumak sartı ile her gün 100 ihlası serif okumanın bizlere cok şeyler kazandıracagından büyüklerimiz tavsiye etmektedir.
Recebi serif ayının hususiyeti ile ilgili su hadise dikkate şayandır.  Bir hanım recebi serif ayı geldigi zaman yalnızca o aya mahsus olmak üzere hurmeten ve tevazuan eski bir kıyafetini giyer ve devamlı ihlası serif okurmus, oglunada "evladım eğer bir gün ölürsem beni bu kıyafetimle defnet" diyerek vasiyet edermiş. Gel zaman git zaman bu hanım vefat ediyor, tekfin ve tedfin işlerini halledecek olan oğlu "eğer o eski kıyafetleri ile defnedersem insanlar annesine bir kefen bile almamıs derler" seklinde düşünerek vasiyeti yerine getirmek yerine aldıgı yeni kefeni giydirip defnediyor. O gece ruyasında annesi " evladım ben sana recebiöşerif ayında giydigim o kıyafeti giydir dememişmiydim. Yazıklar olsun sana" diyerek olguna sitem ediyor. Kan ter içinde uykusundan uyanan evlat hemen annesinin eski kıyafetlerini alarak mezarına kosuyor ve kabri acıyor. Ancak daha o sabah defnettikleri annesinin cesedini, naşını orada bulamıyor. Bitkin perişan bir sekilde orada beklerken su ilahi nidayı duyuyor "ey kişi! Sen bizim ayımıza hurmet edeni kabirde yanlzı basına bırakırmıyız sandın. O simdi layık oldugu makamlara ulasmıstır."
                Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hz. İhlâsı şerif hakkında ‘ihlâsı şerif kelime-i tevhidin mütemmim ve mukabilidir. Hatta ondan da üstündür. Aspirin gibidir her derde devadır. Reçetesiz kullanılır.' Buyurmuşlardır.
                Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hz. ‘bu aylar hatta günler hepsi Allah'ın mahlûkudurlar. Bu aylar hürmetle ve tazimle geçirenler, nurani olarak karşılanır. Gaflet ve zulmetle geçirenler de zulmani simsiyah olarak karşılanır ve rezil rüsva olurlar.'
                Receb-i şerif ayına riayet edenler 3 ihsana mazhar olur.
1-      Azabsız olarak Allah'ın rahmeti
2-      Cimrilik olmaksızın cömertliği
3-      Cefasız Allah'ın ihsanı
Ölürken kabirden kalkarken insanın elinden tutacak olan, bu ibadetleridir.
Zavallı vaizin biri çıkmış imanın kalelerinden birisi olan nafile tesbih namazlarına, mürailerin namazı diye ad vermeye kalkmış. Acaba affı İlahi'ye mazhar olmayan insan tesbih namazı, dua namazı, evvabin namazı, teheccüd namazı kılabilir mi? Bunda kurbi İlahi(Allah'a yakınlık) vardır.
Tavsiye ederim ki, senenin mübarek gün ve gecelerinden hiç olmazsa tesbih namazı kılasınız. Haber ve hadislerle sabitdir ki receb-i şerifin birinci gecesi dua reddedilmeyen gecedir. 1. Cuma gecesi leyle-i Regaip yani Rasulullah'ın ana rahmine intikal ettiği gecedir. Bu gecede mutlaka bir tesbih namazı kılarak iltica edersiniz. Bir hadis-i kutside şöyle buyrulmaktadır.
"Kulum farzları işlemekle benim azabımdan kurtulur, nafileleri işlemekle bana yaklaşır."
Bu mübarek gün ve gecelerde yapılan ibadat-u taat, hayru hasenat ve evrad-u ezkar, Affı ilahi, şefaati Rasulullah, şefaati Kuran'ın vesilesidir. Kutta-ı Tarıkların (hak yolcularının yolunu kesen) ve hayra mani olanların sözlerine kapılıpta Allah'ın rahmetinden mahrum kalmayınız. Yine Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hz. Kaza namazı olan nafile namaz kılamaz diyenleri reddiye olarak şöyle buyurmuşlardır. ‘kasaba borcu olan kimse hiç et yemeyecek mi?'
Receb-i şerifte kılınacak 30 rekatli namaz vardır. Namazdan sonra dünyevi ve uhrevi hususlarda gayelerine ulaşmak için iltica etsinler. Bu Hadis-i Şerifi Selman-ı Pak (R.A.) işitince teşekküren derhal secdeye varıyor. Ölünceye kadar bununla amel ediyor.
(Not: bu namaz dua ve ibadetler kitabında tarif ediliyor.)
Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hz. Leyle-i Regaip'te kılınacak namazı şöyle tarif ediyor. ‘akşam ile yatsı arasında iki rekatte bir selam, 12 rekat namaz kılınır. Her rekatta 1 fatiha 3 inna enzelna suresi, 12 ihlas-ı şerif okunur. Namazdan sonra 7 salat-ı ümmiye okunup secdeye varılır. Secdede 70 ‘subbuhun kuddusun rabbuna ve rabbul melaiketi verruh' okunup kalkılır. ‘rabbiğfir verham vetecavez amma ta'lem inneke entel eazzül ekrem' deyip tekrar secdeye varılır. 70 defa ‘subbuhun kuddusun rabbuna ve rabbul melaiketi verruh' deyip secdeden kalkar.




Bookmark and Share