Sayfalar

kandiller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kandiller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2010 Pazartesi

Üç Aylar ve Receb-i Şerif

 

اِنّ عِدّتَ الشّهُورِعِنْدَاللهِ اثْناَ عَشَرَ شَهْرًافي كِتَابِ اللهِ يَوْمَ خَلَقَ السّمَاوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَا اَرْبَعَتٌ

حُرُمَ ذَالِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكَينَ كآفّةَ

"Yerlerin ve göklerin yaratıldığı günden beri Allah'ın kitabında ayların adedi 12dir. Bu 12 aydan dördü Eşhuru Hurumdur."
Muhterem kardeşlerim!
Bu günkü sohbetimiz üç aylar ve receb-i serif hakkında olacaktır. Kainatın yegane halıkı olan mevlamız yarattıkları içinde hiçbir varlıgı sebebsiz ve hikmetsiz yaratmamıstır. Yaratılanların en mükemmeli ve en şereflisi olan insanoglunun yaratılısı da elbette sebebsiz ve hikmetsiz degildir. İnsanoğlunun yaratılmasında ki sebep  hikmet ve gaye hiç süphesiz Allah'a iman ve kulluktur. Çünki mevlamız kur-an'ı kerim'de

وَمَاخَلَقْتُ الْحِنَّ وَالْاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ</DIV>

"muhakkak ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet ve kulluk etsinler için yarattım" buyurmaktadır. Yine mülk suresinin 2. Ayetinde;

اَلَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَوةَلِيَبْلُوَكُمْ اَيّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلَاوَهُوَ الْعَزِيزُالْغَفُور         </DIV>

"o Allahü Zülcelal ki sizn hanginiz daha iyi, daha güzel ibadet edecek diye sizi  imtihan için ölümü ve hayatı yarattı. Buna ragmen kullukte kusur edenler için Allah-ü Teala aziz ve gafurdur. Dilerse azab eder, dilerse magfiret eder." Buyurmaktadır.
İbadet için yaratılan ve imtihan için dünyaya gönderilen insanlara verilen ömür ise farklıdır. Mesela insanlıgın babası adem (as) bu fani dünyada bin yıl yasamıstır. Nuh (as), İdris (as) ise ona yakın ömür sürmüşlerdir. Yine diger peygamberler ve ümmetleri yüzlerce yıl yasamıslardır. Ümmeti muhammed'in ömrü ise diger peygamber ve ümmetlere kıyas edilemeyecek derecede azdır.
Kainat kendi yüzü suyu hürmetine yaratılan efendimiz (s.a.v.) bile bu dünyada 63 yıl misafir kalmıslardır. Aynı sekilde onun ümmeti olan bizlere de ortalama olarak yarım asrı gecen altmıs-yetmiş yıllık kısa bir ömre sahibiz. Seksen veya doksan yasına girmiş insanlar hele hele yüz yasına girmiş kişiler tamamen hayreti mucip olmakta basında ve yayında taaccüp vesilesi olarak teşhir edilmektedir.
Bir tarafta yüzlerce yıl yasayan peygamberler ve ümmetleri, diger tarafta ümmeti muhammed'in kısa ömrü. Bütün insanlardan istenen vazife ise aynı; iman, itaat, kulluk ve ibadettir. İlk bakısta sartlar esit degil gibi gözüküyor.  Ama iste burada Cenab-ı mevlamızın manevi iltiması ve ümmeti muhammed için hazırladıgı hususi zamanlar bizim için büyük fırsat teskil etmektedir. Bu hususi zamanlar en iyi sekilde degerlendirilir ihya edilirse, yüzlerce yıl yasayan insanların elde edemyecegi derece ve mertebeye ümmeti muhammedin ulasması mümkündür.
İşte üç aylar, hususiyetle eshuru hurumdan olan recebi serifte bire yüz, ramazanı serifte ise bire bin ve hatta hesapsız olarak ibadetler karsılıgını bulur.
Nasıl ki bir otomobilin yıllık bakım ve onarıma ihtiyacı varsa; bu aylar da ümmeti muhammed'in  kendine ceki düzen vermesi, manevi olarak bakıma alması gereken aylardır.
Tarlaya ekilen hububatın verimli olabilmesi için, tohum ekilmeden önce iyice sürülmesi tohuma hazırlanması, ekildikten sonra da zararlı otlardan temizlenmesi ve gübrelenip sulanması lazımdır. Böyle yapıldıgı takdirde hasat mevsiminde Allah'ın lütfu ile istenen hasılatı elde etmek mümkündür.
İşte ümmeti Muhammed için recebi serif ayı; gönül ve letaif bahcesini sürme, hazırlama ayıdır. Şaban-ı serif, ihlâsla tohumu ekip zararlı seylerden Allah'ın feyziyle, zikriyle ibadetiyle meşgul olarak temizleme ayı, Ramazan-ı şerif ise iman ve ibadet cihetinden manevi güllerin açtıgı netice elde etme ayıdır.
Üç ayların baslangıcı olan recebi serif hakkında hadis-i seriflerde gectigi üzere bu ayın isimlerinden biri "esam" sagırdır. Günahlara sağırdır. Kıyamet gününde bizim aleyhimize sahitlik yapmayacaktır.  "sehrullah" Allah'ın ayıdır. Çünki Cenab-ı Hakk bu ayda hiçbir kavmi batırıp mahvetmemiştir.
Receb  رَجَبْ isminin basındaki رَ harfi rahmeti ilahiyeye, ج harfi cüd cömertlik ve inayete, ب harfi insanların isyandan kurtulmaları, biri ilahi, ihsanı ilahi ve bereketi ilahiyeye delalet eder.
Bu ayın basında Regaip, sonunda mirac kandili olarak ayrıca iki kandilli olarak bası ve sonu aydınlanmış bir aydır.
Sevgili peygamberimiz bu ayda yapmamız gereken ibadetlere isaret ederek şöyle buyurmaktadır;
"Ölüm anında susuzluktan rahat etmeyi, dünyadan giderken iman ile çıkmayı, şeytandan kurtulmayı, murad ederseniz, su ayların hepsine, cok oruç tutmakla geçmiş günahlara pişman olmakla hürmet ediniz. Butun kainatın yaratıcısı olan haz. Allah'ı zikrediniz ki selametle rabbinizin cennetine giresiniz." (mev'ıza-i hasene sf 325)
Yine bu ayda tutulacak orucla alakalı olarak haz. Sevban anlatıyor;
"Rasulullah (s.a.v.) ile beraber yürürken bir kavmin kabristanına ugradık. Efendimiz o kabristanın yanında durdular. Siddetli bir sekilde aglamaya basladılar. Ve dua ettiler sonra dediler ki; "ya Sevban!  Su kabir ehline azap olunuyor. Azap olunmalarının sebebi bevil ve dedikodudandır." Efendimiz dua ettikten sonra azapları hafifletildi. Sonra buyurdular ki; " eğer su kabir ehli dünyada iken dünyada iken receb-i seriften bir gün oruc tutmus olsalardı veya bir geceyi ihya etselerdi bu azabı görmeyeceklerdi." (tefciruttesnim sf 195)
Diger bir hadis-i serifte Enes bin malik hazretleri naklediyor;
"muaz ibni cebel ile karsılastım. Ona nereden geliyorsun ya muaz dedim. ‘Rasulullah'ın yanından geliyorum' dedi. ‘ondan ne işittin?' diye sordum. "buyurdular ki; ‘kim halis ve muhlis olarak lailahe illallah derse cennete girer. Kim Allah rızasını taleb ederek receb-i seriften bir gün oruc tutarsa cennete girer.' Enes bin malik haz. Daha sonra ‘rasulullahın yanına vardım "ya Rasulallah! Muaz ibni cebel bana sunları haber verdi. Efendimiz; ‘muaz doğru söyledi. Ben onu üç defa söyledim' buyurdular.'
Enes ibni malik haz.'den rivayet edilen baksa bir hadis-i serifte;
"muhakkak cennette recep adıyla anılan bir nehir vardır ki; onun suyu sütten beyaz, baldan daha tatlıdır. Kimki recep ayında bir gün oruç tutacak olursa Allah-ü Teâlâ onu o nehirden sulayacaktır." Buyurmuşlardır. (tefciruttesnim sf. 193)
Recebi serifin birinci günü oruc tutanlara 3 senelik, ikinci günü oruc tutanlara 2 senelik, üçüncü günü oruç tutanlara 1 senelik üçüncü günden sonra her gün için bir aylık nafile oruç sevabı verilir. Bu hadis-i serif ile sabittir.
Recebi serifte 7 gün oruc tutanlara cehennemin kapıları kapanır. 8 gün tutanlara cennetin kapıları acılır. 10 gün tutanlara cenabı hakk hiçbir şey sormaz. 15 gün tutanların "gecmiş günahları affedildi" denir. (dua ve ibadetler)
Bu ayda gecmiş günahlara tevbe istigfar etmekle birlikte efendimiz üzerine Salatü selam okumalıyız.
Zira efendimiz (s.a.v.) söyle buyurmaktadır; "mirac gecesinde bir nehir gördüm. Suyu baldan tatlı, kardan daha beyaz, kokusu miskden hoş idi. Cebrail (as)'a sordum. Ya Cebrail bu nehir kim içindir. Cebrail as "recebi serifte senin üzerine selavat getiren içindir." Dedi (mev-ıza-i hasene sf 324)

رَجَبَ شَهْرُ اللهْ وَشَعْبَانَ شَهْرِي وَرَمَضَانَ شَهْرِاُمَّتِي     </DIV>

"Recebi şerif hz. Allah'ın ayı, şaban-ı şerif benim ayım, ramazanı şerif ümmetimin ayıdır."
Muhterem kardeslerim
Bu ay cenabı hakk'a mahsus bir ay oldugu için, yalnız zatı ilahiyeyi bildiren ihlas suresini cok okumak lazımdır. Bilhassa bu aya hurmet olarak, ayrıca günde 11 ihlas-ı serif okumalı, yine basında 7 sonunda 7 fatiha-i serif okumak sartı ile her gün 100 ihlası serif okumanın bizlere cok şeyler kazandıracagından büyüklerimiz tavsiye etmektedir.
Recebi serif ayının hususiyeti ile ilgili su hadise dikkate şayandır.  Bir hanım recebi serif ayı geldigi zaman yalnızca o aya mahsus olmak üzere hurmeten ve tevazuan eski bir kıyafetini giyer ve devamlı ihlası serif okurmus, oglunada "evladım eğer bir gün ölürsem beni bu kıyafetimle defnet" diyerek vasiyet edermiş. Gel zaman git zaman bu hanım vefat ediyor, tekfin ve tedfin işlerini halledecek olan oğlu "eğer o eski kıyafetleri ile defnedersem insanlar annesine bir kefen bile almamıs derler" seklinde düşünerek vasiyeti yerine getirmek yerine aldıgı yeni kefeni giydirip defnediyor. O gece ruyasında annesi " evladım ben sana recebiöşerif ayında giydigim o kıyafeti giydir dememişmiydim. Yazıklar olsun sana" diyerek olguna sitem ediyor. Kan ter içinde uykusundan uyanan evlat hemen annesinin eski kıyafetlerini alarak mezarına kosuyor ve kabri acıyor. Ancak daha o sabah defnettikleri annesinin cesedini, naşını orada bulamıyor. Bitkin perişan bir sekilde orada beklerken su ilahi nidayı duyuyor "ey kişi! Sen bizim ayımıza hurmet edeni kabirde yanlzı basına bırakırmıyız sandın. O simdi layık oldugu makamlara ulasmıstır."
                Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hz. İhlâsı şerif hakkında ‘ihlâsı şerif kelime-i tevhidin mütemmim ve mukabilidir. Hatta ondan da üstündür. Aspirin gibidir her derde devadır. Reçetesiz kullanılır.' Buyurmuşlardır.
                Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hz. ‘bu aylar hatta günler hepsi Allah'ın mahlûkudurlar. Bu aylar hürmetle ve tazimle geçirenler, nurani olarak karşılanır. Gaflet ve zulmetle geçirenler de zulmani simsiyah olarak karşılanır ve rezil rüsva olurlar.'
                Receb-i şerif ayına riayet edenler 3 ihsana mazhar olur.
1-      Azabsız olarak Allah'ın rahmeti
2-      Cimrilik olmaksızın cömertliği
3-      Cefasız Allah'ın ihsanı
Ölürken kabirden kalkarken insanın elinden tutacak olan, bu ibadetleridir.
Zavallı vaizin biri çıkmış imanın kalelerinden birisi olan nafile tesbih namazlarına, mürailerin namazı diye ad vermeye kalkmış. Acaba affı İlahi'ye mazhar olmayan insan tesbih namazı, dua namazı, evvabin namazı, teheccüd namazı kılabilir mi? Bunda kurbi İlahi(Allah'a yakınlık) vardır.
Tavsiye ederim ki, senenin mübarek gün ve gecelerinden hiç olmazsa tesbih namazı kılasınız. Haber ve hadislerle sabitdir ki receb-i şerifin birinci gecesi dua reddedilmeyen gecedir. 1. Cuma gecesi leyle-i Regaip yani Rasulullah'ın ana rahmine intikal ettiği gecedir. Bu gecede mutlaka bir tesbih namazı kılarak iltica edersiniz. Bir hadis-i kutside şöyle buyrulmaktadır.
"Kulum farzları işlemekle benim azabımdan kurtulur, nafileleri işlemekle bana yaklaşır."
Bu mübarek gün ve gecelerde yapılan ibadat-u taat, hayru hasenat ve evrad-u ezkar, Affı ilahi, şefaati Rasulullah, şefaati Kuran'ın vesilesidir. Kutta-ı Tarıkların (hak yolcularının yolunu kesen) ve hayra mani olanların sözlerine kapılıpta Allah'ın rahmetinden mahrum kalmayınız. Yine Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hz. Kaza namazı olan nafile namaz kılamaz diyenleri reddiye olarak şöyle buyurmuşlardır. ‘kasaba borcu olan kimse hiç et yemeyecek mi?'
Receb-i şerifte kılınacak 30 rekatli namaz vardır. Namazdan sonra dünyevi ve uhrevi hususlarda gayelerine ulaşmak için iltica etsinler. Bu Hadis-i Şerifi Selman-ı Pak (R.A.) işitince teşekküren derhal secdeye varıyor. Ölünceye kadar bununla amel ediyor.
(Not: bu namaz dua ve ibadetler kitabında tarif ediliyor.)
Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hz. Leyle-i Regaip'te kılınacak namazı şöyle tarif ediyor. ‘akşam ile yatsı arasında iki rekatte bir selam, 12 rekat namaz kılınır. Her rekatta 1 fatiha 3 inna enzelna suresi, 12 ihlas-ı şerif okunur. Namazdan sonra 7 salat-ı ümmiye okunup secdeye varılır. Secdede 70 ‘subbuhun kuddusun rabbuna ve rabbul melaiketi verruh' okunup kalkılır. ‘rabbiğfir verham vetecavez amma ta'lem inneke entel eazzül ekrem' deyip tekrar secdeye varılır. 70 defa ‘subbuhun kuddusun rabbuna ve rabbul melaiketi verruh' deyip secdeden kalkar.




Bookmark and Share

Kandiller

Ayeti Kerime Meali: Allah indinde yani Allah’ın hükmünde muteber ayların adedi muhakkak 12 aydır ki; Allah’ın şu semavat ve arzı halk ettiği gün kitabında kararlasmısdır ki 4’ü haram aylardır.

Receb-i serifte iki kandil vardır. Biri Regaip kandili ki; peygamber efendimizin anne rahmine düştügü gecedir. Peygamber efendimizin annesi Âmine’den rivayet olunmuştur ki; “ben Habibim Muhammed’e recep ayında hamile kalmıstım yine o ay içinde bir gece uykuda iken odama güzel yüzlü misk kokulu bir zat girdi. ‘Merhaba ey Muhammed!’ dedi. ‘sen kimsin?’ dedim. ‘insanlığın babası Adem.’ Dedi. ‘niçin odama girdin?’ dedim. Buyurdu ki; ‘ey amine müjdeler olsun sana, insanlıgın en hayırlısına hamilesin.’ Hamileliğimin ikinci ayında odama bir zat girdi. ‘esselamü aleyküm ya Rasulallah!’ dedi. ‘sen kimsin?’ dedim. ‘ben Şit’im’ dedi ve o da beni müjdeledi. Hamileiğin 3. Ayında yine odama bir şahıs girdi. ‘sen kimsin?’ dedim ‘ben idris’im’ dedi ve o da beni müjdeledi. 4. Ayda yine büyük bir zat geldi. Ona da kim olduğunu sordum; Nuh (as) oldugunu söyledi. Nusret ve fütühat ile beni müjdeledi. 5. Ayda Hûd (as) geldi ve beni tevmi meşhud kıyamet günü şefaatcisi ile müjdeledi. 6. Ayda Halil-i İbrahim, 7. Ayda İsmail-i Zebih, 8. Ay Musa Kelimullah, 9. Ay İsa (as) hepside muhterem rasulün gelisi ile müjdelediler.”

9 ay sonra peygamber efendimiz rebiul-evvel ayında dünyaya teşrif etmiştir ki; Cenab-ı Hakk onsekiz bin aleme rahmet olarak gönderdigi habibinin, dünyayı sereflendirdigi geceyi bizlere kandil olarak ihsan etmiştir. Bu da mevlit kandilidir. Haz. Amine o geceyi söyle anlatıyor; o gece cok aydınlık bir geceydi. Semada karanlıktan bir eser yoktu. Abdulmuttalip bütün çocukları ile birlikte kabe-i muazzamaya dua ve niyaza gitmişti. Yanımda hiçbir erkek ve kadın yoktu. Yalnızlığın verdiği korku vardı. Bana düşen ağlamaktı. Çünki kadınlara gelen dogum agrı ve sancıları bende de baslıyordu. Ben bu halde iken içeriye hurma agacı gibi uzun boylu bir takım kadınlar girdi. Onlara hayret ettim. Bana “biz Asiye ve Meryemiz. Bunlar da huriler.” Dediler. O anda ben sema ve arz arasında uzatılmış beyaz ipekli bir kumaşın içinde idim. Birisinin şöyle dediğini işittim. “onu insanların gözleri önünden alın.” Yine ellerinde gümüşten ibrikler bulunan ve havada duran bir takım erkekler gördüm. Vücüdumdan miskten daha güzel terler akıyordu. Dogum anı geldi. Durum bana şiddetlendi. Sanki ben bir takım kadınlara dayanıyordum. O kadar cok idiler ki… sanki evde benimle beraberdiler. O anda Muhammed as dünyaya geldi. Onu çok güzel bir şekilde dogurdum. Asla acı ve ağrı hissetmiyordum. Dürü yetimi (yetimlerin incisi) dogurdugum yerde bulamadım. Göz gezdirdim arastırdım baktım ki evimin baksa bir odasına kaldırılmıs, odanın içi nur ile dolmuştu. Odaya girdigimde habibimi bir beyaz yünlüye sarılmıs, yeşil bir ipek içerisinde sünnet olmuş, sürmelenmiş, güzel kokular sürülmüş olarak tazarru eden duacı gibi ellerini semaya kaldırmış vaziyette gördüm. Birisinin şöyle dedigini duydum “Muhammed as Adem as’ın ahlakını, Şit’in marifetini, Nuh’un şecaatini, İbrahim’in hulletini (içten sevgi dostluk), İsmail’in vaadine sadakatini, İshak’ın rızasını, Lût’un hikmetini, Yûşa’nın cihadını, Musa’nın şiddetini, Danyal’in mehabetini, Davut’un tevbesini, Eyyüb’ün sabrını, İlyas’ın vakarını, Zekeriyya’nın kabulünü, Yahya’nın ismetini ve İsa’nın zühdünü verin.” Böylece onu enbiyanın ahlakına daldırdılar.

Peygamber efendimizin doğumundan sonra şöyle bir hitap geliyor; “ey âmine sen insanların en hayırlısını doğurdun.” Pepygamber efendimiz dogdugu gece bir cok harikuladeler meydana gelmiştir. Bu gece de meydana gelen harikuladeler;

İran şahı kisranın sarayının 90 yılda pek cok mücevher kullanılarak inşa edilen 14 sütunu bir anda yerle bir oldu. Ve bir daha tamir edilemez hale geldi.

Mecusilerin milat gününden beri hiç sönmeden yanmakta olan ateşleri böyle şerli insanlara mabud oldugundan ya da Rasulullah efendimizden ayrı kalması sebebi ile olan eseften dolayı söndü.

Fırat nehri Rasulullah’a uzak oldugundan ve Allah’a şirk koşan kavimler arasında kaldıgından dolayı esefinden aşırı derecede su cıkarıp taştı ve mecrasını şasırdı.

Save gölü kurudu. Bu göl genişliği altı fersahtan fazla içinde gemiler yüzen suyu çok hoş ve yumuşak bir göl olup etrafında kiliseler bulunur idi. Ve bu suyun kuruması ile bu kiliseler yok olup gitmiştir.

Onsekiz bin aleme rahmet olan peygamberimizi diğer peygamberlerden insanlardan ayıran bir cok vasfı vardır.

Efendimiz as önünü gördügü gibi arkasını da görürdü. (gündüz ışıkta gördügü gibi) gece karanlıkta da görürdü.

Onun mübarek ağız suyu tuzlu suyu tatlı su haline getirirdi.

Koltuk altı rengi değişmemiş bir beyazlıga sahipti.

Gözleri uyur ama kalbi uyumazdı. Hiç esnemezdi ve asla ihtilam olmazdı. Son üç hususta diger peygamberlerde böyle idi.

Teri miskten daha güzel kokuluydu.

Kendisi için kaz-i hacet eseri görülmezdi. Toprak onu derhal içerisine alırdı. Bulunduğu yerde misk kokusu koklanırdı. Diğer peygamberlerde böyledir.

Nesebinden asla sifah-zina vaki olmamıştır. Nebi olarak gönderilinceye kadar hep Allah’a secde eden, tevhid inancına sahip nesillerden gelmiştir.

Anne babasının tek evladıdır. O bir ‘dürrü yetim’dir.

Onun doğumu ile putlar baş aşağı düştüler.

Sünnetli olarak doğdu. İbrahim halilullah haric diger peygamberlerde böyledir.

Peygamberimiz as göbeği kesilmiş ve tertemiz olarak dünyaya geldi. Dogduğunda secde etti ve Allah’a tazarru ile yalvarırcasına parmağını (elini) kaldırdı.

Melekler beşiğini sallardı.

Beşiğinde iken ay onunla oynar, efendimizin işaret ettigi tarafa meyl ederdi. İşte bunun gibi peygamber efendimizin sayılamayavak kadar cok hususiyetleri vardır. (tefcirut-tesnim2/837)

Recebi şerifte olan diger kandilde mirac kandilidir. Miracın sebebi;

Arz semaya iftihar etti; “ben senden daha hayırlıyım, cünki Allah beni denizler dağlar vs ile süsledi.” Sema “ben senden daha hayırlıyım Çünki; güneş ay yıldızlar arş kürz felekler cennet bendedir. Arz “enbiya evliya ve mü’minlerin tavaf ettiği kabe bendedir.” Sema “Semadaki meleklerin tavaf ettiği beyti mamur ile enbiya evliya ve Salihlerin ruhlarının bulunduğu cennetül me’va bendedir.” Arz “rasullerin efendisi, nebilerin sonuncusu, mevcudatın en faziletlisi ve kainatın en şereflisi olan zat beni vatan edindi. Şeraitini benim üstümde icra etti ve bana defn edilecektir. Sema cevap vermekten aciz kaldı. Allah’a niyaz etti. “Allah’ım sıkıntıda olanlar sana dua ettiginde kabul edensin. Ben arza cevap vermekten aciz kaldım. Muhammed as’ı bana cıkarmanı istiyorum. Ta ki arz onun cemali ile şereflenip iftihar ettiği gibi bende şerefleneyim.” Haz. Allah semanın duasını kabul etti. Peygamber efendimizi mirac gecesi semavata cıkardı.

Mirac 3 kısımdır;

1- Peygamber efendimiz kabe’nin yanında iken, uyku ile uyanıklık arasında iken Cebrail as gelip manevi bir ameliyat yaptı. Burak isimli vasıta ile mescidi aksa’ya gitti. Orada imam olarak bütün peygamberlere namaz kıldırdı.

2- Mescidi aksa’dan mirac ile semavata cıktı. Refref ile her kat semadaki peygamberlerle görüştü. Bütün alemleri dolaştı. Arşa ayak bastığında “nalinlerimi çıkarmak istedim. Haz. Allah’tan şöyle bir nida geldi. ‘Nalinlerini çıkarma ki arş ve kürz nalinlerinin altında şereflensin.’ Dedim ki; ‘ya Rabbi! Kardeşim Musa’ya –nalinlerini çıkar, Çünki sen mukaddes vadi olan tuvadasın-buyurdun.’ Haz. Allah “bana yaklaş ya ebul kasım. Sen benim katımda Musa gibi degilsin, o kelimim sen Habibimsin. O beni görmek istedi “sen beni habibimden önce göremezsin” dedim.” Ve bir ses işittim; ‘zatım ile senin arandaki perdeleri kaldırıyorum.’” Haz. Allah ile 90 bin kelam konuşuyorlar. Cenabı Hakk ile peygamber efendimiz arasında ‘ettehıyyatü lillahi.. ilaahir.’

Berat kandili, bu gece yeryüzüne melekler ve rahmet iner, dualar kabul edilir. Cenab-ı Hakk cemal sıfatı ile tecelli eder. Kadir gecesinde oldugu gibi arşın zirvesinden yeryüzüne kadar ne varsa hepsine ulaşır. Bütün melekler cennette toplanır. Allah şöyle nida eder. “İsteyen yok mu vereyim, istigfar eden yokmu af edeyim, rızk isteyen yok mu rızık vereyim, bela ve musıbete ugrayan yok mu ona afiyet ve şifa vereyim. Rahmet kapıları fecrin dogusuna kadar acık.” Allah mü’min kullarına bu gecede berat verir ve bu gecede yüz rekat namaz kılanlar kabirlerinde çürümez.

Hadisi serif: “şaban ayının yarı gecesi kim her rekatta bir Fatiha 10 ihlası şerif okuyarak 100 rekat namaz kılarsa, bu namazı kılan hiç kimse yoktur ki Allah onun bu gece her ihtiyacını gidermesin. Allah o kimseye 70bin melek gönderir. Gelecek seneye kadar melekler ona hasene yazar. Seyyiatını siler derecesini yükseltir. Yine 70 bin (veya 700bin) melek gönderir. Adn cennetlerinde ona şehirler saraylar bina ederler. Gözlerin görmediği, kulakların duymadıgı, insanoğlunun hatırına gelmeyen ağaclar dikerler. O sene içerisinde ölürse şehit olur. İhlas suresini her bir harfi için 70 huri ihsan eder.”

Osmanlıların büyük sultanı hz. Fatih fatih camiinde minberin altında yatıyor. Kafirlerin şerrinden muhafaza için yeri bildirilmemiştir. Minberin altından su geciyor ve haz. Fatih’in sandukasının bir kenarı çürüyor. Haz. Fatih, zamanının padişahı olan abdulhamit han hz. Ruyasına giriyor. “benim sandukam çürüdü, ehil ustalar getirde sandukamı tamir ettir.” Diyor. Abdulhamit han hz. işlerinin yoğunlugundan unutuyor. İkinci gece tekrar ruya görüyor. Tekrar unutuyor. 3. Gecede tekrar aynı ruyayı görünce hemen ertesi gün kabri actırıyorlar. Bakıyorlar ki sandukanın bir yanı çürümüş, kefen sararmış. Açmışken kefeni de değiştirelim diyorlar. Bakıyorlar ki; haz Fatih 7. Padişah arada 18-19 padişah var hala kanlı canlı duruyor. Ustalardan biri “ben öldüğüne inanmıyorum” diyor. Eline bir iğne alıyor ve ayağına batırıyor. Kefen kan oluyor. Askerinde kolu kuruyor, kararıyor. Hemen kefeni değiştirip kabri kapatıyorlar. Haz. Fatih yine abdulhamit han hz.nin ruyasına giriyor. “ben sana ehil ustalar gönder demedim mi? Senin askerlerin benim kıyamette kalkacagım abdestimi bozdu. Hemen bana abdest aldırın!” diyor. Ertesi gün kabir acılıyor. Haz. Fatih’e tekrar gusül abdesti aldırılıp kabri kapatıyorlar. Asker vicdan azabı içinde kalıyor. Ruyasında hz. Fatih kendisine yüz çeviriyor. Hacca gidiyor bütün alimlere baş vuruyor. Derdina çare bulamıyor. İhtiyarlıyor. Bir zat Süleyman Hilmi Tunahan efendi haz.ni tavsiye ediyor. Süleyman Hilmi Tunahan Efendi haz. Bazı dualar tavsiye ediyor ve kırk gün devam etmesini söylüyor. Kırk gün devam ediyor. Kırkbirinci gün haz. Fatih’in ruyasında kendisine gülümseyip elini öptürdügünü görüyor. Üç gün sonrada vefat ediyor. İşte haz. Fatih’in bu şekilde hiç bedeninin çürümemesi yüz rekat namazı hiç geçirmeden kıldığı içindir. Bu namazın en azı 2 rekat ortası yüz rekat fazlası 1000 rekattir. Cenab-ı Hakk bütün mübarek geceleri hakkıyla ihya edebilmeyi cümlemize nasibi müesser eylesin. Amin…




Bookmark and Share

Regaip Gecesi

Bu gece bizi yoktan var eden, yerdeki karıncadan havada uçan kuşa kadar bütün mahlukatı insanoğlu için halk eden rahmeti, mağfireti bol olan Rabbimizin ‘sen olmasaydın bu alemi halk etmezdim’ dediği insanların sevgilisi insü cinin nebisi 70.000 alemin efendisi olan sevgili Peygamberimizin dünyaya, ana rahmine inzal buyurduğu gece…

Evet Allah’ın rasulü dünyayı şereflendirmeden önce onun mübarek nuru şereflendiriyor dünyayı ve o nur Hz. Âdem’den Hz.ibrahim’e oradan Hz.ismail’e ve dedesi Abdulmuttalib’e ve oradan da gerçek sahibi olan Peygamber Efendimiz’e kadar intikal ediyor bu gecede…

Peygamber efendimiz buyuruyorki:

اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ نُورِي اَوْ رُوحِي وَ كُنتُ نَبِيًّا وَآدَمَ بَيْنَ اْلمَاءِ وَالطِّينِ

Allah’ü Zülcelal hazretleri ilk önce benim nurumu, benim ruhumu yarattı. Adem a.s. su ve toprak arasında iken ben peygamber idim, benim peygamberliğim ilan edilmişti, buyuruyorlar.

Bu hadisi şerife göre: peygamber efendimiz madde itibari ile peygamberlerin sonuncusu ama mana itibari ile peygamberlerin evvelidir. Demek ki ilk peygamber de Muhammed a.s. son peygamberde yine Muhammed a.s.dır. Çünkü zaten onun nurundan bütün kâinat arz ve semavat yaratılıyor.

Nitekim birgün Cebrail a.s. peygamber efendimizin yanına geliyor ve;

“ya Muhammed! Hz. Allah beni yaratınca arşu alanın altında 18bin sene tuttu. 18 bin yıl arşu alanın altında ben Rabbimi zikir ile onu tesbih ile meşgul olduktan sonra rabbime sordum ‘ ya Rabb! Benden önce baksa bir mahluk yarattınmı benden önce baskasını halk ettinmi Allah’ım?’ Allah-ü Zülcelal buyurdu ki; فَانْظُرْ اِليَ اَمَامَكَ ‘önüne bak ya Cebrail!’ نَظَرْتُ ben önüme baktım رَاَيْتُ نُورًا عَظِيمًاazim bir nur gördüm. Gözlerimi kamaştırıyordu. ‘ya Rabb! Bu nur kimin nurudur? Nedir bu nur ya Rabbi?’ haz. Allah buyurdu ki; ‘o nur varya o nur! O nur benim habibimin nurudur. Ya Cebrail! Bak bakalım habibimin sağına…’ sağına baktım bir nur, sol tarafına baktım bir başka nur, önüne ve arkasına baktım yine iki tane nur gördüm.’Peki Allah’ım bu habibinin nurudur bunu anladım. Ama sağında, solunda, önünde ve arkasında olan bu kimin nurudur?’ haz. Allah buyurdu ki; ‘onlar habibimin çok sevdiği dört eshabının nurudur ya Cebrail! Bunlar dünyada ki makamları. Ahrette ki makamları ise; onlara didarımı gösteririm, onlara cemalimi seyrettiririm, onlar cemalimi seyrederler. Ya Cibril! Onları sevenleri, Allah’ın rasulüne ve dört eshabına muhabbet besleyenleri vallahi cennetime koyarım’” diyerek üç defa tekrarlıyor yüce Mevlamız. ‘ben çok cömert ve kerimim! Ama eğer Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım, arşı kürs’ü yaratmazdım, levh ve kalemi yaratmazdım. Bütün zerratı kâinatta ne varsa onların her birerlerini Muhammed hürmetine yarattım, onun nurundan halk ettim.’ Buyuruyor.

Nitekim 1965 yılında Amerikan ve İtalyan arz mütehassısları (yeryüzü bilimcileri)yerin derinliklerine indikleri zaman toprağın beyaz olarak çıktığını görünce, dehşete kapılarak bu değişik manzara karşısında, ‘vallahi bu beyazlık hz. Muhammed’in nurunun beyazlığı’ deyip, iman etme mecburiyetinde kalmışlar.

Hatta bir defasında peygamber efendimiz, Cebrail (A.S)’a yaşını soruyor ve Cebrail (A.S); ‘Ya Rasulullah! Cenabı Hak her 70 yılda bir yıldız halk eder. Ben o yıldızı 70000 defa gördüm’ deyince peygamber efendimiz; ‘Ya Cibril! O senin her 70 yılda, 70000 defa gördüğün yıldız benim nurumdur” buyuruyor.

İşte bu nurun halkını hz Ali Efendimiz su sekilde anlatıyor;

Allahü Teala önce rasulü erkemin nurunu yarattı. Sonra bu nurdan arş’ı kürsi’yi yarattı. Daha sonra cennet ve cehennemi, yer ve gökleri var etti. Adem (as)’ı yaratmadan 324bin yıl önce rasulü erkemin nurunu yarattı. Sonra 12 hıcab yarattı ki onlar kudret, azamet, minnet, rahmet, saadet, keramet, menzilet, hidayet, nübüvvet, rif’at, heybet ve şefaat hıcablarıdır. Rasulü erkemin nuru on iki bin yıl kudret hıcabı içinde, on bir bin yıl azamet hıcabında, on bin yıl minnet hicabında, dokuz bin yıl rahmet hicabında, sekiz bin yıl saadet, yedi bin yıl keramet, altı bin yıl menzilet, beş bin yıl hidayet, dört bin yıl nübüvvet, üç bin yıl rıf’at, iki bin yıl heybet ve bin yılda şefaat hıcabında bekledi. Sonra altı bin yıl Arş’da durdu. Sonrada sırasıyla Adem (as)’ın beline, oradan Şit (as)’ın ve böylece ta muttalibin oğlu abdullah’a kadar geldi ve nihayet Mekke-i Mükerreme de dünyaya geldi.

Nakledildigine göre; Allah Teala alemlerin fahri Muhammed (sav)’in nurundan bir ağac yarattı. Bu ağacın dört budağı vardı. Buna şeceretü’l-yakîn denirdi. Sonra rasulü erkemin nurunu inciden bir perde içinde açıkladı. Bir tavus suretinde olan bu nur o agacın üzerine kondu. Bu agacta bin yıl tesbih etti. Sonra Allah Teala haya aynasını yarattı. Tavusun karsısına koydu. Tavus aynada çok güzel sureti görünce utandı. O kadar utandı ki utancından beş kere secdeye kapandı. Allah Teala bu nura bir nazar eyledi ve bu nur hayasından terledi. Allah Teala bu nurun basının terinden melekleri, yüzünün terinden arş’ı, kürsi’yi, levh, kalem, güneş, ay ve yıldızları yarattı. Vücudunun terinden yerleri ve yerin dibine kadar olan her şeyleri; cehennemi ve cehennemin içindekileri yarattı. Sonra Allah Teala o nura “önüne bak” diye emretti. Nur önüne baktı, gördügü haz. Ebu Bekir’in nuru idi. Ardında hz. Ömer’in, sağında Osman’ın ve solunda da Hz. Ali’nin nurlarını gördü.

Rasulü erkemin nuru 70bin yıl tesbih etti. Sonra Allah Teala ilk peygamberlerin canlarını yarattı. Canı yaratılan peygamber LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RASULULLAH dedi. Sonra Allah Teala bir kandil yarattı. Rasulü erkemin nuru dünyada oldugu gibi suretlenip kandile kondu. Sonra peygamberlerin ruhları iki yüz yıl bu kandili tavaf ettiler. Sonra Allah teaa bu ruhlara kandile bakmalarını emretti. Herkes kandile baktı. Orada rasulü erkemin basını görebilen, dünyada sultan oldu. Ayak tarafını görebilen adil oldu. Gövdesini gören alim oldu. Hulasa rasulü erkemin mübarek ruhundan kim neresini görebilmiş isegörüşüne uygun olarak dünyada bir mevkii almıstır. Sonra Allah Teala ahmed (احمد) şeklinde namaz kılmalarını emretti. Yani kıyanı A (ا), rükûu H (ح), sücudu M(م), teşehhüdü D(د) şeklinde kılmalarını emretti. Sonra peygamberlerin suretlerini peygamberimizin diger adı olan Muhammed lafzına benzer bir şekilde yarattı.

İşte bu bahsedilen nuru Muhammedi ilk önce Hz. Âdem’e intikal ediyor. Hz Allah o nuru Adem (A.S)’ın alnına yerleştiriyor ve melekler her gün o nuru tavaf etmeye, seyretmeye geliyorlar Hz. Adem’in yanına. Ama Âdem (A.S) o nuru göremiyor ve Hz. Allah’a dua ediyor ‘Ne olur Ya Rabbi! O nuru benimde görebileceğim bir yere koy’ diyor. Bunun üzerine Hz. Allah o nuru Adem (A.S)’ın alnından alıp, baş parmaklarına koyuyor ve Adem (A.S)’da doya doya seyrediyor, temaşa ediyor.

Daha sonra Hz. İbrahim’e intikal ediyor bu nuru Muhammedi ve Hz. İbrahim dünyaya geldiği gece semayı bir sancak aydınlatıyor. Dünya bir anda Hz. İbrahim’in dünyaya gelişi ile aydınlanıveriyor. Meleküte, bütün melekler âlemine ‘bu Hz. Muhammed’in nurudur.’nidası yayılıyor. Bütün meleküt aleminde bir heyecan, bir coşku. Allah Rasulünün nurunun Hz. İbrahim’e tecelli edişi merasimini, Hz. İbrahim’in doğduğu gece seyrediyorlar. Ondan sonra Hz. İbrahim’den, Hz. İsmail’e intikal ediyor.

Allah Rasulünün nesebi Hz. İsmail’e dayanır. Ceddi âlisi Hz. İsmail’dir. Hz. İsmail’den dedesi Abdülmuttalip’e ve ondan da oğlu Abdullah’a geliyor.

Bir gece Abdülmuttalip Kabe-i Muazzama’nın gölgesinde uyuyor. Kendisinden geçiyor ve korkulu bir rüya görüyor. Hemen kalkıp kureyşlilerin oldugu yere gidiyor.

Kureyşin kahinleri, bilim adamları diyorlar ki; “sen de bir telaş görüyoruz, sende bir heyecan var. Nedir bu halin? Nedir bu telaşın?”

Abdulmuttalip cevap veriyor; “dün gece ruyamda vücüdumdan bir ağacın cıktıgını gördüm. O çıkan agacın dalları bütün dünyayı sardı. Ucu göklere ulasıyor, dalları da doğudan batıya doğru her tarafa yayılıyordu. Baktım ki kureyşin bir kısmı bu dallara sarılıyor, onlara yapışıyor, bir kısmıda bu dalları kesiyor ve buduyorlardı. Ve arap olan ve olmayan bütün insanlık, bütün kainat o ağaca secde ediyordu. Bende dedim ki; su ağacın dallarından birine de ben yapışıvereyim. Yapışmak istedim ona sarılayım dedim, o anda bir ses işittim. “ey Abdulmuttalip! Sen git burada senin nasibin yok.” Dediler. “burada kimin nasibi var” dedim. Cevaben denildi ki; “onu tutmus olanların, yapışanların, sarılanların kendilerinin ve dünya ayakta durdukca sulbünden meydana geleceklerin, o agaca secde edeceklerin neslinin tamamının nasibi var” dediler.

Elhamdülillah işte biz o nasiplilerdeniz. Eğer o nasiplilerden olmasaydık bu gece burada toplanıpta fahri kainatı ihya edemezdik.

Abdülmuttalip bunu anlatınca kahinler, o devrin papazları, bilim adamları telaşa kapılıyorlar. “eğer dediğin doğru ise o senin neslinden gelecek bir peygamberdir. Artık peygamberlik Yahudilerden alınıp Kureyş’e mi veriliyor. Eğer öyleyse, onun dünyaya gelişi bizim için bir felakettir diyorlar.

İşte o Yahudilerin korktukları an yavaş yavaş yaklaşmaya başlıyor.

Peygamber efendimizin nuru abdülmuttalib’e, abdülmuttalip’ten oğlu Abdullah’a, Abdullah’da evlenince nuru Âmine validemize intikal ediyor.

Ve nihayet o muhteşem gece, o eşi benzeri olmayan olay meydana geliyor. Ve peygamber efendimizin nuru bu geceyi aydınlatıyor. İşte bu gece yani eşhuru hurumdan olan recebi şerif ayında bire yüz, ramazanı serifte ise bire bin ve hatta hesapsız olarak ibadetler karsılıgını bulur.

Bu gecede akşamla yatsı arasında 12 rekat hacet namazı kılınır. İki rekatte bir selam verilerek kılınan bu namazda fatiha’dan sonra her rekatte 3 inna enzelnahü 12 ihlası serif okunur, namazdan sonra 7 salatı ümmiye okunur. Salatı ümmiye “allahümme salli ala seyidina muhammedinve ala alihi ve sahbihi ve sellim.”
Secdede 70 defa ‘subbuhun kuddusun rabbuna ve rabbul melaiketi verruh' okunup kalkılır.
‘rabbiğfir verham vetecavez amma ta'lem inneke entel eazzül ekrem' deyip tekrar secdeye varılır.
70 defa ‘subbuhun kuddusun rabbuna ve rabbul melaiketi verruh' deyip secdeden kalkar.
Daha sonra cenabı hakka dua ile iltica edilir. Bilhassa “allahümme barik lena recebe ve şa’bane ve belliğna ramazan” duasını bolca okumalıdır.
Birde Regaip gecesinin ertesi günü yani Cuma günü öğle ile ikindi arasında 4 rekat teşekkür namazı kılınır.
Cenabı hakk cümlemize bu geceyi hakkıyla ihya edebilen kullarından olabilmeyi nasip eylesin.



Bookmark and Share