Sayfalar

27 Mart 2014 Perşembe

Şehitlik ve Fazileti


 

وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا ۚ بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar.

Allah’ın fazlından kendilerine bahşettiği saadetle şadgâm olarak merzuk olurlar, arkalarından şehadetle kendilerine yetişemeyen mücahidler hakkında da şunu istibşar ederler ki onlara bir korku yok, onlar da mahzun olmayacaklar.

Allah’ın bir nimetini bir de fazlını ve Allah müminlerin ecrini zayi' etmeyeceğini istibşar ederler. (Al-i İmran 169/171 – Elmalılı hamdi yazır meali)

Bu ayeti kerimeler, Uhud şehitleri hakkında nazil olmuştur. Uhud savaşı hicretin 3. Senesinde Mekkeli 3000 kişilik müşrik ordusuna karşı 700 kişilik Müslüman ordusunun karşılaşması ile meydana gelmiş Müslümanlar 70 şehit vermişler, Peygamber efendimizin mübarek amcası hz. Hamza bin Abdulmuttalip vahşice şehit edilmiş, müşriklerden 45 kişi öldürülmüş ve iki tarafta birbirine üstünlük sağlayamayıp, müşriklerin geri çekilmesi ile nihayete ermiştir.

Hz Hamza, halkı tarafından sevilir ve sayılırdı. Müslüman olduktan sonra bütün Müslümanlar rahat etmişlerdi. Peygamber efendimiz bundan dolayı Haz Hamza’yı çok severdi. Allah’ın Arslanı olan hz Hamza peygamber efendimizden iki yaş büyüktü.

Peygamber efendimizin kıymetli amcası, Allah’ın arslanı hz Hamza, bedir savaşı esnasında Hind isimli müşrik bir kadının babasını ve kardeşini öldürmüş, Uhud’da pek çok müşriğin kafasını uçurmuştu. Hind, Cübeyr İbn-i Mutim isimli bir müşriğin kölesi olan Vâşi’ye (Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olmuştur, asla lanet olunmaz, sahabedendir.) hz Hamza’yı öldürdüğü takdirde pek çok vaatlerde bulundu. Yine hz Hamza, Cübeyr İbn-i Mutim’in amcasını da öldürmüştü. Cübeyr, kölesi Vâşi’ye, Uhud’da hz Hamza’yı öldürdüğü takdirde, kendisinin azad edilip, hürriyetine kavuşturulacağını da vaad etmişti.

Köle Vâşi de hürriyet ve mal arzusuyla, bir kayanın arkasına gizlendi. Oradan hz Hamza’yı gözetlemeye başladı. O sıralarda haz Hamza kılıcını savuruyor,müşrikleri harman gibi bir yerden kaldırıp diğer tarafa ölmüş olarak atıyordu.

Vâşi, bu arada saklandığı yerden çıkıp tam arkasından mızrağını atarak hz Hamza’yı sırtından vurdu. Hz Hamza yaralandığı halde, hem de öldürücü yara aldığı halde, yıkılmak nedir bilmiyordu. Önüne gelen müşrikleri temizlerken Kelime-i Şehadet getiriyordu. Böylece Uhud da hem şehid hemde şehitlerin reisi oldu. (muhtasar siyer-i nebi 199)

Savaştan sonra, Rasulü Ekrem efendimiz, muharabe sahasında dolaşmaya başlayıp, şehid olan Müslümanları kontrol ediyor ve üzüntülerini ifade ediyorlardı. Bir ara amcası Hz Hamza’yı gördüler. Halinden şiddetle müteessir oldular. Kulakları kesilmiş, karnı hunharca deşilmişti. Tanınmayacak halde idi. Bu hale Rasulü Ekrem pek ziyade üzüldüler. Şimdiye kadar böyle üzüldükleri görülmemişti. Gözleri yaşlarla doldu.

Peygamber Efendimiz, haz Hamza’nın cesedi başında dikilerek;

“hiçbir zaman senin kadar musibete uğranmamış ve uğranmayacaktır. Ben bunun kadar beni gazaplandıran bir yerde durmamışımdır.

Ey Rasulullahın amcası!

Ey hayırlar işleyen Hamza!

Ey üzüntüleri gideren Hamza!

Ey Rasululahı koruyucu olan Hamza!

Allah sana rahmet etsin! İyi bilirim ki; sen hısım ve akrabalık haklarını gözetir, daima hayırlı işler işlerdin. Eğer senden sonra yas tutmak gerekseydi, sevinmeyi bırakıp sana yas tutardım…” diye hitabette bulundu. (muhtasar siyer-i nebi 208-209)

Yine sahabe-i Kiramdan Sa’d İbn-i Rabi o savaşta şehid olmuştur.

Peygamber efendimiz İbn-i Mesleme’ye dönerek: “acaba Sa’d İbn-i Rabi ne haldedir? Şehitler arasında mıdır? Yoksa yaralı mıdır? Onun durumundan bana haber veriniz. Çünkü on müşrikle çarpıştığını gördüm.” Buyurdu ve eliyle vadinin bir köşesine işaret ederek “ben onu bir ara orada görmüştüm!” dedi.

Ensardan Muhammed ibn-i Mesleme, Peygamber Efendimizin işaret ettiği tarafa doğru gitti. Her tarafa baktı. Bulamadı. Şehitlerin ve yaralıların yanına gitti. Aramaya başladı. Belki ağır yaralıdır, kendisine yardım lazımdır düşüncesiyle nihayet; “Ey Sa’d! Beni Rasulu Ekrem gönderdi. Neredesin? Şehitler arasında mısın? Yaralılar arasında mısın? Ses ver!” diye çağırmaya başladı.

Rasulullah’ın ismini duyan Sa’d İbn-i Rabi: “buradayım, yaralılar, şehitler arasındayım.” Diye inilti şeklinde seslenebildi.

Muhammed ibn-i Mesleme tekrar bakınmaya başladı. Nihayet kulağına gelen sesin sahibini buldu. Vücudu yaralar içerisinde olup yüzü hala gülüyordu. Mesleme onun yanına kadar gelebilmiş ve yerden başını kaldırarak konuşmasını sağlamıştı.

Sa’d İbn-i Rabi şöyle dedi;

“Rasulullah’a benim selamımı ilet. Şu anda cennet kokularını duyuyorum. Kavmim Ensar’a da selamımı söyle: Peygamberimiz’e ihlasla bağlılık ve itaat konusunda kirpikleriniz kımıldar oldukça son derece gayret ediniz. Değilse, Allah katında mazur olamazsınız.” Deyip vefat etti. (muhtasar siyer-i nebi 207-208)

Peygamber efendimiz, bu elim savaş ile alakalı olarak İbn-i Abbas’tan rivayet edilen bir hadisi şerifinde;

“Uhud’da şehit olan kardeşlerimiz var ya! Allah onların ruhlarını yeşil kuşların içine koydu. Bunlar cennetin nehirlerine giden, cennet meyvelerinden yiyen ve Arşın gölgesine asılmış, altından kandillere girip istirahat eden kuşlardır. Şehitler böylece güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler;

-Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler cennette diriliriz, rızıklanıyoruz? Bu haber gitmeli ki onlar cennete karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar! Allahü teala onlara cevaben;

-Sizin haberinizi ben duyuracağım buyurdu.”(ruhul beyan tefsiri 4/238-239)

 Ve başta okumuş olduğumuz Al-i İmran suresinin 169-170-171. Ayeti kerimeleri nazil oldu.

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar.

Allah’ın fazlından kendilerine bahşettiği saadetle şadgâm olarak merzuk olurlar, arkalarından şehadetle kendilerine yetişemeyen mücahidler hakkında da şunu istibşar ederler ki onlara bir korku yok, onlar da mahzun olmayacaklar.

Allah’ın bir nimetini bir de fazlını ve Allah müminlerin ecrini zayi' etmeyeceğini istibşar ederler. (Al-i İmran 169/171 – Elmalılı hamdi yazır meali)”

Evet, bu nimet muazzam bir nimettir. Kula bahşedilmiş ölümlerin en güzelidir. Her ne kadar zahiren bakan göze zor, meşakkatli, elemli gibi gözükse de Rabbimizin mükâfatları karşılığında manevi anlamda batıni anlamda ölümün en güzel halidir, şehitlik.

Çünkü sadece şehit olan kimse dünyaya geri dönmeyi murat edecektir. Şöyle ki, Peygamber efendimizin hadis-i şerifinde beyan ettiği üzere;

“cennete giren hiç kimse geri dönmek istemez, yeryüzünde olan her şey orada vardır. Ancak şehit böyle değil. O, mazhar olduğu ikramlar, üstünlükler ve kerametler sebebiyle yeryüzüne dönüp on kere şehit olmayı temenni eder.” (ruhulbeyan tefsiri 4/234)

İşte, her ne sebeple ölürse ölsün, kişi dünyada ki meşakkat ve sıkıntıların yanında ahiret mükafatlarını görünce, cennet-i ala’ya dahil olunca, hiçbir şey için, asla dünyaya geri dönmek istemez.  Ancak şehit olan kimseye Cenab-ı Hakk ölüm anından itibaren kıyamete kadar her anında öyle yüce mükafatlar ihsan eder ki, şehit olan kimse, “keşke, der, defalarca şehit olsam ve bu mükafatlara tekrar nail olabilsem”.

Bu sebeple, her ne kadar dünyalık gözümüzle baktığımızda ölümü acı, ıstıraplı yahut sıkıntılı gibi görünse dahi, şehitlik mertebesine ulaşmış olan bir kimsenin hakikatte çektiği hiçbir ıstırap ve sıkıntı yoktur.

Çünkü Peygamber efendimiz hakk ve sabit olan hadis-i şerifleri ile öyle beyan buyuruyorlar;

“Şehit, öldürülmenin acısını duymaz; ancak birinizin çimdik’ten duyduğu acı kadar acı duyar.

Şehitler için 7 haslet vardır;

1-     Kanından ilk damlanın yere akması ile, onun bütün günahları mağfiret kılınır.

2-     Yerini cennette görür. (ölüm esnasında makamının cennet olduğunu görür.)

3-     Kabir azabından kurtulur.

4-     Büyük korkudan emin olur. (kıyamet günü korkusu)

5-     Başına vakar tacı konulur ki, bu tacın yakutlarından biri, dünya ve dünyanın içinde bulunanlardan daha hayırlıdır.

6-     Yetmiş üç huri ile evlenir.

7-     Akrabalarından yetmiş kişiye şefaat eder.” (ruhul beyan tefsiri 4/233)

İşte tüm bu mükafatların hepsi şehitlik mertebesine ulaşabilen kimseler içindir. Fakat, bizlerin bildiği üzere Allah yolunda savaşarak ölen kimseye şehit denilir. Bu şekilde okuduk ve bu şekilde öğrendik. Fakat hakikatte şehit 3 kısma ayrılır;

1-     Hem dünyevi hemde uhrevi şehit; bu, ilahi kelimetullah için çarpışır, ta ki ölünceye kadar. Böyleleri için hem dünyevi hem de uhrevi hükümler caridir.
dünyevi hükümler yani, kefensiz ve yıkanmadan defnedilmesi, elbisesinin kefen sayılması, akan kanının temizlenmemesi gibi hükümlerdir.
uhrevi hükümler ise, hadislerde anlatılan, yalnızca şehitlere mahsus olup diğer ölülerin kavuşamayacağı makam ve mükafatlardır.

2-     Dünyevi şehit; bunlar, yalnızca dünya garazı için ölmek, mal kazanmak, mal sahibi olmak, herkese bahadırlığını göstermek gayesi ile ölenlerdir. Dünyevi ahkam ona varsa da ahiret ahkamı cari değildir.

3-     Ahiretçe şehit; bunlara, dünya ahkamı cari olmaz, sadece ahiret ahkamı cari olur, yıkanır kefenlenir. Ahirette de son derece keramat ve derecata ulaşmış olur. (abdullatif 462-463)

Yani bir kimse 3 şekilde şehit sayılır. Birincisi tam manasıyla şehittir. Hakiki şehittir. Kanı bile temiz, üzerindeki kıyafeti kefeni, makamı en yüksek makamlardan biridir. İman sahibi olup, Allah yolunda cihad ederken ölen kimselerdir.

Ancak ikincisi, bizim gözümüzde şehit gibi gözükse dahi, Hakk Teala’nın katında hiçbir kıymeti yoktur. Biz onu Allah için savaşıp öldü sandığımız halde, öyle gördüğümüz halde, hakiki niyeti Allah rızası olmayan, İmanı olmayan yahut sadece insanları memnun etmek için, ilgi çekmek için, iltifat almak için, dünyalığını kurtarmak için mücadele ederken ölen kimselerdir. Niyetini biz bilemediğimiz için şehit desek bile, niyetlerin hakikatini bilen Cenab-ı Hakk indinde hiçbir kıymeti ve fazileti yoktur.

Uhud savaşı esnasında Kuzman isimli bir kimse, muharabeye çıkmaktan kaçınmıştı. Kadınlar onu; “sen, yoksa kadın mısın?” diye ayıplayınca, arlanarak kılıcını ve yayını alıp harbe koştu. “ey Evs hanedanı! Ölmek, sizin için, utanmaktan ve kaçmaktan hayırlıdır. Sizde benim yaptığım gibi şeref ve şan için çarpışınız.” Diyerek müşriklerin ortasına kılıçla daldı. Müşriklerden Halid ibn-i Alem’i tepeden tırnağa kadar zırha bürünmüş olmasına rağmen, omzuna indirdiği bir kılıç darbesi ile göğsüne kadar yardı. Vail ibn-i As’ı bir vuruşta yere serdi. Yine müşriklerden 7-8 kişiyi daha öldürdü. Kendisi de yaralanarak Zaferoğullarının evine getirildi.

Müslümanlardan birisi ona;

“ey Kuzman! Seni tebrik ve cennetle tebşir ederim. Vallahi bugün senin uğradığın musibet (ölüm/şehitlik) sana Allah’tandır.” Deyince,

“niye tebrik ve tebşir ediliyorum?! Vallahi ben, kavmimin gayretinden başka bir maksatla çarpışmadım. Böyle olmasaydı çarpışmazdım.” Dedi. Yaralarının sancısı şiddetlenince de ok çantasından bir ok alıp kolunun damarını keserek intihar etti. (muhtasar siyer-i nebi 212)

İşte bu ikinci kısım gibidir. Zahiren bakıldığı zaman nice cengaverlikler göstermiş, Allah için savaşmış ve canını kaybetmiş olmasına rağmen hakikatine bakıldığında, niyeti, arzu ve gayesi Allah rızası olmayıp dünyevi kaygı ve arzulardır.

Sonuncusu ise, biz şehit diye düşünmesek bile, Allah katında şehit sayılan ve şehitlere yapılan her türlü ikram ve mükafata nail olan kimselerdir. Hükmi olarak şehit olan kimselerdir ki;

1-     Zulmen öldürülüp diyet lazım gelen kişi,

2-     Nefsini malını veya evladını korurken ölen ve öldürülen kişi,

3-     Hükümdarın haksız hapsi veya dövdürülmesi ile ölenler,

4-     Yangında yanarak ölenler,

5-     Suda boğulanlar,

6-     Zelzelede yapı altında kalanlar,

7-     Yırtıcı hayvan tarafından parçalananlar,

8-     Uzak memlekette (gurbette) ölenler,

9-     İshalden veya istiskadan (karında su toplanması) ölenler,

10-  Taun hastalığından veya o zamanda başka bir hastalıktan, sabırla ve cevrini umarak ölenler. Akciğer vereminden ölenler,

11-  Nifas halinde ölenler, sıtmadan ölenler,

12-  İlahi hudutlar dahilinde aşktan ölenler,

13-  Sar’adan ölenler,

14-  Hamilelikten dolayı ölen kadın,

15-  İlim yolunda ölenler,

16-  Ezan okunurken ölen,

17-  Helal rızık peşinde iken ölen,

18-  Cuma gecesinde ölen,

19-   Kuma sahibi olup sabr-ı tahammül göstererek ölen,

20-  Fesat zamanın da Rasulullah’ın sünnetine sarılıp o yolda ölen.

21-  Günde 25 defa <<Allahümme barik li fil mevti ve fi ma bâdelmevt>> duasını okuyan.

22-  Kuşluk namazını kılıp her ayda 3 gün oruç tutan.

23-  Hastalığında <<La ilahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimin>> diyen, en aşağı 40 defa bunu söyleyen.

24-  Her gece Yasin-i Şerif okuyan.

25-  Her sabah üç kere << Eûzü billahissemiîl alimi mineşşeytanirracim>> diyerek Haşr Suresinin ahirinden (besmele ile beraber) üç ayet okuyan.

(Fudayl r.a. buyuruyor ki; <<sabah namazını müteakip Sure-i Haşr’ın sonunu –hüvallahüllezi-  okuyanlar o gün ölürse şehit olarak ölürler. Akşam vakti okuyanda sabaha kadar ölürse şehit olur. (ihyau ulumiddin 1/777)>>)

26-  İffetini sabırla korurken ölenler.

27-  Yemekten kusma ile ölenler. ( abdullatif  463-464)

Çünkü bunların ölümleri, ansızın ölen kişinin ölümüne benzemez. Manevi şehitler, ölüme yaklaşırken akılları başlarında, başlarına gelen hadisenin bütün vehametini hissettikleri halde sabır ile Rabbinin kendisi hakkında ki hükmüne rıza gösterir. İman ve sabrı ile bu mertebeye ulaşır. (ruhulbeyan tefsiri 1/519-520)

Bununla beraber şehadet hakkında Kaşani hz. Buyuruyorlar ki;

“Allah yolunda öldürülenler iki sınıftırlar;

1-     Küçük cihad ile öldürülenler

2-     Büyük cihad ile öldürülenler… (ruhul beyan tefsiri 4/237)”

Ancak bu cihatlardan kasıt bizim anladığımız gibi, büyük kapsamlı savaşlar, yada küçük dar alanlarda yapılan muharabeler değildir.

Cihad-ı Asğar (küçük cihad) ile öldürülmek, Allah teala hazretlerinin rızasını talep etmek için kişinin Allah yolunda can vermesidir. Yani bizim zahirde anladığımız savaş ve mücadele ile sırf Allah için canını feda etmesidir.

Cihad-ı Ekber (büyük cihad) ile öldürülmek ise, nefsi kırmak, muhabbet kılıcıyla nefsi öldürmek, hevaü hevesi bastırmak ve ona hakim olmaktır.

Peygamber efendimiz bazı gazalardan döndükten sonra,

“biz küçük cihattan büyük cihada döndük” dediğinde Sahabe-i Kiram hazeratı soruyorlar;

“büyük cihat nedir?” Efendimiz hazretleri buyurdular ki;

“kulun kendi hevaü hevesiyle mücahede etmesidir.” (ruhulbeyan tefsiri 4/237)

Elbetteki şüheda ecdadımız hem küçük hemde büyük cihattan kanlı elbiselerinin içinde alınlarının akı ile çıkmışlar hakiki şehitlik manasına tam manası ile erişmişlerdir. Nitekim, gerek Çanakkale de, gerek İstanbul’un fethi esnasında bulunan pek çok yaşı küçük yahut büyük olduğu halde, kimisi silah kimisi kılıç tutmayı bilemezken, geride kıymetli anası, babası, eşi evladı kalsa dahi, Dini Mübin-i İslamı yüceltmek adına cihad-ı Asğar ile cihad ederken, pek çok hatırada okuduğumuz üzere, kendilerinin ihtiyacı bile olsa kardeşinin ihtiyacını önce tutmakla, koskoca üzüm bağlarından tek bir adet üzüm tanesi bile koparmadan geçmekle nefisleri ile mücahede etmişler ve Cihad-ı Ekber ile cihad etmişlerdir.

İşte şehitlik mertebesi, kazanması hem kolay hemde zor ancak mükafatı muazzam olan en güzel ölüm şeklidir.

Kıyamet günü olduğu zaman hz Allah buyurur;

“bana mahlukatımın içinde hayırlı kıldıklarımı çağırın!” derler ki;

“ya Rabbi! Onlar kimlerdir?”

“Kanlarını mallarını ve nefislerini yolumda saçıp veren şehitlerdir.”

Şehitler Rabbül Alemin’in huzuruna çıkarılır, kılıçları boyunlarında olduğu halde; cennetteki meskenlerine girerler. (ruhulbeyan tefsiri 4/234)

Kıyamet gününde bir toplum ellerinde yalın kılıçları olduğu halde ve yaralarından kanları aktığı halde doğruca arşın sağ tarafına gelirler. Kanları misk gibi kokar, sonra doğruca cennete varırlar.

Melekler;

-        Hani hesap, hani mizan, bunları görmeden nasıl geldiniz? Derler.

Onlar, kılıçlarını yere saplayarak;

-        Biz, zalim hükümdarlar değildik ki, başkalarına zulmedelim; zengin değildik ki, malımızın hesabını verelim. Dünya da bu kılıçtan başka bir şeyimiz yoktu. Bununla da durmadan Allah rızası için kafirleri öldürür ve gaza ederdik, nihayet şehit olduk. Derler.

Bu sırada Allahü Teala;

-        Ey Rıdvan! Kullarım doğru söylüyorlar, bırak cennete girsinler, buyurur. Onlar da hesapsız olarak cennete girer ve nurdan kürsüler üzerine otururlar. Herbirinin yetmiş köşkü var ve her köşkte çadır ve her çadırın içinde yetmiş taht ve her tahtın üzerinde cennet hurilerinden yetmiş hizmetçisi vardır. Şehitler devamlı olarak bunlarla zevkü sefa da kalırlar. (envarul aşıkin 579)

 

4 yorum:

Ben çook faydalandim Allah razi olsun hocam

Hocam cok guzel bir blog acmissiniz.lutfen yazilariniza devam edin.ben gecen hafta sans eseri bir konu arastirirken buldum,sohbetlerinizin hepsini inceledim sahih ve cok guzeller.hatta buyuk hocalarimiz seyfettin alkan,huseyin kumas a. Gibi sohbetleri varsa onlarida yazsaniz faidelensek.allah razi olsun,allaha emanet olun

Sohbetlerin devamini bekliyoruz insallah...

hususi cemaat sohbetleri yayınlamıyorum. Anlayışla karşılayacağınızı umut ediyorum

Yorum Gönder