23 Şubat 2010 Salı

Mevlid (Veladet) Kandili

 

Muhterem dinleyenlerim! Bu gece veladet kandili1 bu gece bizi yoktan var eden, yerdeki karıncadan, havada uçan kuşa kadar bütün mahlukatı insanoğlu için halk eden, rahmeti mağfireti bol olan rabbimizin; “Sen olmasaydın, bu alemi halk etmezdim” dediği, insanların sevgilisi, insü cinin nebisi, 70bin alemin efendisi olan sevgili peygamberimizin dünyayı şereflendirdiği gece…

Allah’ın rasulü dünyayı şereflendirmeden önce onun mübarek nuru şereflendiriyor ve o nur Hz. Adem’den Hz. İbrahim’e oradan Hz. İsmail’e ve dedesi abdulmuttalip’e ve oradan da gercek sahibi olan peygamberimize intikal ediyor. Bu gece de peygamber efendimiz buyuruyorlar ki;

اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ نُورِي اَوْ رُوحِي وَ كُنتُ نَبِيًّا وَآدَمَ بَيْنَ اْلمَاءِ وَالطِّينِ

“Hz. Allah ilk önce benim nurumu ve ruhumu yarattı. Adem (a.s.) su ve toprak arasından iken ben peygamber idim. Benim peygamberliğim ilan edilmişti.” muhammed-nurfelak5

Bu hadis-i şerife göre peygamberimiz, peygamberlerin ilki, birincisi ama madde itibarı ile de sonuncusudur. Demek ki ilk peygamber Muhammed (a.s.), son peygamber yine Muhammed (a.s.)’dır. Çünki zaten onun nurundan bütün kainat (arz ve semavat) yaratılıyor.

Nitekim bir gün Cebrail (a.s.) peygamber efendimizin yanına geliyor ve “ya Muhammed! Hz. Allah beni yaratınca arşı alanın altında 18bin sene tuttu. 18 bin yıl arş-ı ala’nın altında ben rabbimi zikir ile onu tesbih ile meşgul olduktan sonra rabbime sordum: ‘ya Rabb! Benden önce bir başka mahluk yarattın mı? Bir başkasını halk ettin mi Allah’ım?’ Allahü Teala buyurdu ki;

‘فَانْظُرْ اِلَي اَمَامَكَ Önüne bak ya Cibril!’ نَظَرْتُ وَ رَاَيْتُ نُوراً عَظِيماً ben önüme baktım ve azim bir nur gördüm. Gözlerimi kamaştırıyordu. ‘ya Rabb! Bu nur kimin nurudur? Nedir bu ya Rabbi!’ Hz. Allah buyurdu ki; ‘o nur var ya o nur benim habibimin nurudur ya Cibril! Bak bakalım habibimin sağına!’ sağına baktım bir nur, soluna baktım bir başka nur. Önüne ve arkasına baktım yine iki tane nur gördüm. ‘peki Allah’ım bu habibinin nurudur bunu anladım! Ama sağında solunda önünde arkasında olan bu kimin nurudur.’ Hz. Allah buyurdu ki; ‘onlar habibimin çok sevdiği ashabının nurudur ya Cebrail! Bu dünyada ki makamları. Ahrette ki makamları; onlara kendi didarımı, yüzümü gösteririm, cemalimi seyrettiririm. Onlar benim cemalimi serederler. Ya Cibril! Onları sevenleri, allah’ın rasulüne ve dört eshabına muhabbet besleyenleri vallahi cennetime koyarım!’ diyerek üç defa tekrarladı.”

Mevlamız “ya Cibril! Eğer Muhammed olmasa idi, seni yaratmazdım. Kainatı yaratmazdım. Arşı kürsü levhi kalemi yaratmazdım.” Buyuruyor. Cenab-ı Hakk mahlukatın bir kısmını şefkat ve rahmet nazarı ile diğerini de dehşet nazarı ile halk ediyor. Hz. Allah’ın şefkat nazarı ile halk ettiklerinden birisi de arşu ala, kürs, levh ve kalem. Bunların dördünü Hz. Allah şefkat nazarı ile halk etmiş ondan sonrada dehşet nazarı ile kaleme nazar etmiş. Kalem açılmış Hz. Allah “ يَا قَلَمْ اُكْتُبْ Ey kalem yaz!” “ مَا اَكْتُبُ ne yazayım ya Rabbi!”

اكتب قولي لا اله الاالله انا وحدي لا شريك لي في مثلي و ان محمد سيد و حبيب

“ ey kalem! Ben Allah’ım! Benim şerik ve nezirim yoktur ve ben tekim. Benim tek olduğumu yaz. Muhammed (s.a.v.)’inde benim Habibim olduğunu ilan ediyorum. Onu da yaz!” kalem dehşete kapılıyor. “Allah’ım senin şerik ve nezirinin olmadığını biliyorum ama Muhammed kimdir? Onu bana öğretir misin?” Allahü Teala buyuruyor ki;

“ey kalem! Eğer Muhammed olmasa idi; arşı yaratmazdım. Kürsi yaratmazdım. Levhi yaratmazdım. Seni yaratmazdım. Bütün zerratı kainatta ne varsa onların her birerlerini Muhammed hürmetine yarattım! Onun nurundan yarattım.” Buyuruyor.

Nitekim 1965 yılında Amerikan ve İtalyan arz mütehassısları yerin derinliklerine indikleri zaman toprağın beyaz çıktığını görünce değişik bir manzara ile karşılaştıklarından dehşete kapılarak ‘vallahi bu beyazlık Hz. Muhammed’in nurunun beyazlığıdır.’ Deyip iman etme mecburiyetinde kalmışlardır.

aaaaaaaaaaaaaaa İşte bu nuru Muhammedi ilk önce Hz. Adem’e intikal ediyor. Hz. Allah o nuru Adem as’ın alnına yerleştiriyor. Melekler her gün o nuru seyretmek için Adem as’ın yanına geliyorlar ama Adem as o nuru göremiyor. H. Allah’a dua ediyor. ‘ya Rabbi! Ne olur o nuru benimde görebileceğim bir yere koy.’ Diyor. Bunun üzerine Hz. Allah o nuru Adem as’ın alnından alıp baş parmaklarına koyuyor ve Adem as’da doya doya seyrediyor.

Daha sonra bu nuru Muhammedi Hz. İbrahim’e intikal ediyor. İbrahim as dünyaya geldiği gece dünyayı bir sancak aydınlatıyor. Dünya bir anda, Hz. İbrahim’in dünyaya gelişi ile aydınlanıyor. Bütün melekler alemine ‘bu Hz. Muhammed’in nurudur.’ Nidası yayılıyor. Melekler aleminde bir heyecan bir coşku! Allah rasulünün nurunun Hz. İbrahim’e tecelli ediş merasimini, Hz. İbrahim’in dogduğu gece seyrediyorlar.

Daha sonra İbrahim as’dan İsmail as’a intikal ediyor.

Allah rasulünün nesebi, soyu Hz. İsmail’e dayanır. Ceddi âlisi (büyük büyük dedesi)Hz. İsmail’dir. Hz. İsmail’den dedesi abdulmuttalip’e oradan da oğlu Abdullah’a yani peygamber efendimizin babasına geliyor.

Bir gece dedesi Abdülmuttalip Kâbe-i Muazzama’nın gölgesinde uyuyup kendinden geçiyor ve dehşetengiz bir ruya görüyor. Hemen kalkıp kureyşin olduğu yere geliyor. Kureyşin kahinleri bilim adamları “sen de bir telaş görüyoruz. Sende bir heyecan var, nedir bu heyecanlı halin? Nedir bu telaşın?” dediklerinde Abdülmuttalip şöyle cevap veriyor:

“vücudumdan bir ağacın çıktığını gördüm. O çıkan ağacın dalları bütün dünyayı sardı ve göklere ulaşıyordu, yükseliyordu. Dalları doğudan batıya doğru uzamış yayılıyordu. Baktım ki kureyşin bir kısmı bu dallara sarılıyor, bir kısmı da bu dalları kesiyordu. Arap olan ve olmayan bütün insanlık bütün kainat o ağaca secde ediyordu. Ben de dedim ki; şu ağacın dallarından birine de ben yapışayım. Yapışmak istedim, ona sarılayım dedim ve bir ses işittim: ‘Ey Abdülmuttalip! Sen git, bunda senin nasibin yoktur’ denildi.”

Evet, nuru Muhammedi! Allah rasulünün nuru, dedesi Abdülmuttalip’e intikal etmişti ama dedesinin onda nasibi yoktu. Onun peygamberliğini göremeyecekti. Onun peygamberliğini ilan ettiği güne kavuşamayacaktı. Onun için ‘sen git, senin bunda nasibin yok’ denildi.

“bunda kimin nasibi vardır dedim, cevaben denildi ki; ‘onu tutmuş olanların, ona yapışanların sarılanların, dünya hayatta oldukça sulbünden (soyundan) meydana geleceklerin, o ağaca secde edeceklerin, neslinin tamamının nasibi var.’ Denildi.”

Elhamdülillah, işte bizde o nasiplilerdeniz. Eğer o nasiplilerden olmamış olsaydık bu gece burada olamazdık. Fahri kainatın veladetini böyle ihya edemezdik.

İşte böyle bir gecede o gün abaü ecdadımız sarılamasa da secde ettikleri için torunları olarak elhamdülillah bu gün secde ediyoruz. İnşallah şefaatlerine bu gece kaydımızı yaptırırız.

Evet, böyle bir geceye devam edip ihya edenler, nasibi olanlardır. Ama o ağacın dallarını kıranlar, şu anda peygamber efendimizin doğduğu gece olduğunu bile hatırlamayanlar, rasulümüzü unutanlar nasibi olmayanlardır.

Bu nasibi olmayanların halini hepimiz görüyoruz ve duyuyoruz. Ama bu gece biz onların hidayeti içinde Hz. Allah’a dua edeceğiz. İnşallah Hz.mevla bu gece âlemleri şereflendiren habibi hürmetine onlara da hidayet ihsan eylesin. Onları da kulluğuna kabul etsin, habibinin listesine kaydeylesin.

Abdülmuttalip bu ruyayı anlatınca, kahinler, o devrin papazları, bilim adamları telaşa kapılıyorlar. ‘eğer dediğin doğru ise, o senin neslinden gelecek bir peygamberdir. Eğer öyle ise peygamberlik artık, Yahudilerden alınıp kureyşe veriliyor. Onun için onun dünyaya gelişi bizim için felakettir.’ Diyorlar.

Böylelikle nuru Muhammedi Abdülmuttalip’ten oğlu Abdullah’a, Abdullah da evlenince nuru Amine validemize geciyor. Ve nihayet o muhteşem gece, o eşi benzeri görülmeyen olay meydana geliyor. Güneş sanki yeniden doğuyor. Toprak sanki yeniden yeşeriyor. İşte o Yahudilerin korktukları an yavaş yavaş yaklaşmaya başlıyor.

Evet, rebiulevvel ayının on ikinci pazartesi gecesi, iki cihan güneşi peygamber efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Mekke ufukları ağarırken dünyayı şereflendiriyor. Bunca alem, yüzü suyu hürmetine yaratılan Hz. Allah’ın hakkında ‘Habibim, sevgilim’ buyurduğu zat dünyaya teşrif ettiği zaman allah’ın rasulü geliyor diye bayram etmektedir.

Onun doğduğu sabah alem başka bir alem oldu. Cihan nurla doldu. Zira onun teşrifi sıradan bir olay değildi. Bütün peygamberlerin geleceğini müjdelediği ins-ü cinin ve melaike-i kiramın teşriflerini beklediği bir peygamberdi o! Onun içindir ki bu gece, geceler içinde benzeri olmayan bir gecedir. Kainatın en azametli olayı bu gece meydana geliyor. Bu ece bütün alemlerin beklediği bir geceydi. Bir pazartesi gecesiydi.

Fahri kainatın hayatında 5 pazartesi vardır:

1- Allah’ın rasulü pazartesi günü dünyayı şereflendirdi.

2- Allah’ın rasulüne bir pazartesi günü peygamberlik verildi.

3- Mekke-i mükerreme’den Medine-i münevvere’ye bir pazartesi günü hicret etti.

4- Fahri kainat pazartesi gecesi miraca çıkarıldı.

5- Allahü zül celalin cemalini bir pazartesi günü müşahede etti ve diğer aleme de bir pazartesi günü irtihal etti.

Peygamber efendimizin hayatı bir pazartesi günü başlamış ve yine bir pazartesi günü son bulmuştur. Onun için peygamber efendimiz pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutarlarmış. “ya Rasulallah! Niye bu iki günü oruçla geciriyorsunuz?” diye sorulunca; peygamber efendimiz cevaben: “Allahü zül celale kulun amelleri pazartesi ve Perşembe günleri çıkarılır.”

Pazartesi ikindi namazında melekler nöbeti teslim alır. Perşembe günü ikindi namazından sonra teslim eder. Onun için bu iki gün hiç olmazsa ikindi namazından sonra hemen kalkmayalım. Hiçbir şey bilmiyorsak bir Fatiha üç ihlası şerif okuyalım, Allah’ın rasulüne salat ve selam getirelim. Nöbeti teslim alan melekler: “ya Rabbi! Şu kulun ikindi namazını kıldı. İmam fatihayı okuduğu halde bu kulun Fatiha suresini ve ihlas suresini okudu. Habibine Salatü selam getirdi. Nöbeti böyle aldım.” Öteki de “bende nöbeti aynı şekilde teslim ettim.” Biri aldım digeri teslim ettim diyor. Hz. Allah “öyle ise ey meleklerim! Pazartesi ile Perşembe günü arasındaki Salı, Çarşamba ve Perşembe ikindiye kadar geçen zamanı kuluma Kur’an-ı Kerimi okumuş muamelesi yapın, amel defterine onu işleyin” buyuruyor Hz. Mevlamız.

İşte o yüzden peygamber efendimiz de pazartesi günlerine çok dikkat ederlermiş. Evet, Allah’ın resulü işte böyle mübarek bir pazartesi günü dünyayı şereflendiriyor.

Fakat doğumdan tam iki ay önce yani ana rahminde 7 aylıkken babası Medine’de vefat ediyor ve Abdullah’ın öldüğü gece bütün melekler ağlıyor ve Hz. Allah’a şöyle iltica ediyorlar: “ya Rabbi! Sen Hz. Muhammed için ‘o benim habibimdir, o benim sevgilimdir’ hakkında

‘لَوْلاَكَ لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ اْلاَفْلَاكْ sen olmasaydın ey Habibim alemi halk etmezdim.’ buyurmuştun. Hâlbuki şimdi o habibinin babasını alıyor ve o habibini yetim ve gözü yaşlı bırakıyorsun.” Deyince Cenab-ı Hakk “ey meleklerim! Evet, o benim habibimdir. Ben onu çok seviyorum ve ben onun babasını o doğmadan aldım. Çünki erkek evlatlar babasının terbiyesinde büyür, onun himayesinde yetişirler. Fakat habibimi bizzat ben terbiye etme istiyorum, onu ben yetiştirmek istiyorum. Onun için babasını aldım.” Buyuruyor.

Ve peygamber efendimizin doğduğu gece dünyada fevkalade hadiseler oluyor. Tam 35 tane alamet zuhur ediyor.

O devrin en büyük devletlerinden olan İran’ın kisra sarayında mimarların, mühendislerin yıkılmaz dedikleri ondört sütun birden yıkılıyor. Sava gölü kuruyor. Mecusilerin 1000 yıl boyunca yanan ateşleri sönüyor. Yeryüzünde yüzüstü düşmemiş kırılmamış put kalmıyor, müşriklerin Kabe-i Muazzama’ya koydukları bütün putlar teker teker yıkılıyor. Tabi bu hadiseler çok mühim şeylere işaret ediyor. Çünki Hakk gelmiş batıl zail olmuştu, hakkı telkin ve tebliğ edecek olan Kainatın efendisi, peygamberler peygamberi, Fahri alem Muhammed Mustafa doğmuştu. Allah şefaatinden mahrum etmesin.

Gerçektende ileride İran’ın saltanatı yıkılacak, Bizans imparatorluğu dağılacak, putperestlik sönecek, küfrün bataklığı kuruyacaktı.

Ve Amine validemiz şöyle anlatıyor:

“Hz. Muhammed dünyaya geldiği gece gördüm ki, doğuda bir bayrak, batıda bir bayrak, Kabe-i Muazzama’nın üzerinde bir bayrak. Doğum tamamlanmıştı. Oğlumu dünyaya getirmiştim. Yavruma baktım. Secdeye kapanmış kelime-i şehadeti getiriyor ve ümmeti ümmeti diye feryad ediyordu.”

Bu gece bir telaş var, feryad eden biri var. Fahri kainatın dünyaya gelişi ile şeytan-ı aleyhillane sesinin cıktığı kadar bağırıyor. Askerleri etrafına toplanıyorlar “ne oldu niye feryad ediyorsun?” dediklerinde şeytan-ı aleyhillane “ben feryad etmeyeyim de kimler etsin. Bu gece benim cennetten çıkarılmama, meleklerin yanından kovulmama, dünya da perişan olmama sebep olan dünyaya geldi. İsmini söylemeye korkuyorum. O dünyaya geldi. Onun dünyaya gelişi ile Allah kullarını af etti.” Diyor.

Annesi olan Hz. Amine hiç zahmet çekmeden dünyaya getiriyor bu nur topu çocuğu. Dedesi Abdülmuttalip’e müjdeleyince, bahtiyar dede torununun doğumuna çok seviniyor, hemen bir ziyafet vererek ona bir isim koyuyor.

Kureyşoğulları: “bu ziyafete vesile olan çocuğa ne isim verdin?” Diye sorduklarında Abdülmuttalip “Muhammed ismini verdim!” diyor. Onlar “ecdadında olmayan bu ismi vermekten kastın nedir?” Abdülmuttalip “umarım ki, onu yerde halk, ulviler aleminde Hakk övecek” diye cevap veriyor. Zira Muhammed: pek çok sena olunmuş kimse manasına gelmektedir.

Hz. Allah tevbe suresinde (128) buyuruyor ki:

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ

“ey insanlar, size sizin nefislerinizden aziz olan bir rasul geldi.” Size sizin gibi bir insan geldi, bir rasul gönderildi. Oda aynen sizin gibi bir insandır. Melek değildir. Sizin cinsinizden sizin gibi bir peygamber geldi. Şereflidir. Faziletlidir.

عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

“sizin sıkıntıya düşmeniz, ona çok ağır gelir.” Ümmetinin sıkıntıya düşmesine o asla tahammül edemez. Ümmetinin çileye azaba düçar olmasına o rıza gösteremez.

İşte peygamber efendimiz böyle şerefli bir peygamber. Hayatı boyunca ümmetine hiç beddua etmemiş, onu taş yağmurlarına tutanlara bile dua etmiştir. Böyle bir peygemberin ümmeti olduğumuz için Cenab-ı Hakk’a ne kadar şükretsek azdır. Yine Taif halkını İslam’a davet etmişti. Taif halkının gençleri fahri kâinatı taş yağmuruna tutuyorlar. Mübarek vücudundan kanlar akmaya başlıyor. Fahri kâinata zarar gelmesin diye kölesi zeyd ona siper oluyor. Allah’ın rasulünün vücudundan kanlar akarken yeryüzüne hükmeden melek geliyor “ya Rasulallah! Müsaade eder misiniz, sizi taş yağmuruna tutan şu taif halkını yerin altını üstüne getirerek helak edeyim.” Diyor. Allah’ın rasulü buyuruyor ki;

اَللَّهُمَّ اهْدَي قَوْمِي فَاِنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونْ

“ey Allah’ım benim kavmime hidayet ver, onlara hak ve hakikati göster, sana giden yolu onlara öğret. Ya Rabbi! Onlar benim kim olduğumu bilmiyorlar, eğer onlar benim kim olduğumu bilmiş olsalardı ya Rabb! Beni taş yağmuruna tutmazlardı.” Buyuruyor ve kendisini taş yağmuruna tutan insanlara dua ediyor. Böyle şerefli bir peygamberin bu güzel ahlakını gören melek “vallahi Rabbimin seni isimlendirdiği gibi sen rauf ve rahimsin, sen merhametli, şefkatli bir peygambersin, seni taş yağmuruna tutmalarına ragmen insanlık için dua ediyorsun.” Diyor.

Bütün ömrü boyunca ümmetini düşünen kainatın efendisi, son nefeslerinde dahi ümmetini düşünüyor, nasıl mı? Mübarek irtihal edeceğinde Azrail as ruhunu alırken, biraz sıkıntı çekiyor. Peygamber efendimiz soruyor: “ya Azrail! Can vermek bu kadar zor mu?” Azrail as “ey Allah’ın rasulü! Ölümlerin en hafifini sana tatbik ediyorum.” Deyince “aman ya Azrail! Bu ölümlerin en hafifi ise ümmetim nasıl sıkıntı çeker kimbilir. Ne olur kardeşim Azrail! Ümmetimin son anda çekeceği o sıkıntının yarısını şimdi ben çekeyim benden al!” buyuruyor.

Böyle bir peygambere meccanen istemeden yalvarmadan aramadan ümmet olmuşuz. Öyle ya geçmişimizde “Allah’ım bizim ümmeti Muhammed’den olmamızı nasip eyle” diye dua etmedik ki! Hayır, işte meccanen ümmet olmuşuz. Peki bunun kadrini kıymetini anlayabiliyor muyuz? Şükrünü eda edebiliyor muyuz? O peygamber ki, inşallah ahirette bizlere şefaatçi olacak. Sıratta, mizanda, kabirde, suallerde onun yardımı ile cehennemlerden kurtulacağız.

Bakın bu gecenin ihyası neticesinde, elde edilecek mükafatların neler olduğunu, peygamber efendimizin dünyaya teşrif ettiği bu geceyi değerlendirenlere verdiği müjdeleri şöyle kısaca bir izah edelim:

Hz. Ebu Bekir efendimiz: “Allah’ın rasulünü tanımak, onu anlamak, onu insanlığa öğretmek için bir eseri alıp bir mü’mine okumak ve okutmak veya onun ile alakalı anlatılanları öğrenmek için bir araya gelirse o, cennette benim arkadaşımdır.” Buyuruyor. İşte peygamber efendimizin “benden sonra güneşin üzerine doğup battığı Ebu Bekir’den daha hayırlı kimse yoktur!” diye tarif ettiği o büyük sahabe ile bu geceyi ihya edenler, ahirette arkadaş olacaklardır. Cennette beraber olacaklardır. Hz. Ebu Bekrinis Sıddık ile cennette beraber olmaktan onun ile arkadaş olmaktan daha büyük daha şerefli ve daha faziletli bir şey olur mu?

Hz. Osman efendimiz: “kim ki peygamberimizin doğumu için bir dirhem harcarsa, o geceyi ihya maksadı ile bir dithem sadaka verse bedir ve huneyn savaşlarına iştirak etmiş gibi sevap alır.”

Hz. Ali efendimiz: “fahri kainat efendimizin dünyaya teşrif ettiği veladet gecesine kıymet veren o gece yapılan toplantılara iştirak eden gönlü ile ruhu ile cesedi ile bizzat hazır bulunanlar bu dünyadan ahrete giderken iman ile göç ederler.” Ne kadar büyük bir müjde…

İşte bu büyük sahabelerin tarif ettiği, anlattıklarından başka bir şey ile anlatmaya lüzum yoktur herhalde…

Böyle bir geceye iştirak eden, okunanları dinleyen salat ve selam ile o geceyi ihya edenler, bu alemden öbür aleme imanla giderler. En büyük saadet bu değil mi? Bizde böyle bir gecede bir araya gelerek bu mübarek geceyi ihyaya çalışıyoruz. İnşallah yatsı namazını da eda ettikten sonra bu tağrif edilen mükafatları kalbimize doldurarak bu geceyi nihayete erdireceğiz. İnşallah bu gecede yapacağımız ibadetlerle bir nebze de olsun şükrünü eda edip şefaatlerine nail olmaya çalışacağız.

Cenab-ı Hakk cümle ümmeti Muhammed’in evladına böyle mübarek gecelere sıhhat ve afiyet içerisinde çoluk ve çocuğu ile kavuşmasını, onlarla beraber ihya etmeyi cümlemize nasip etsin.

Ve yine Cenab-ı Hakk Hz. Ebu Bekrinis Sıddık’a arkadaş, Hz. Alinin ifade buyurduğu gibi bu alemden öbür aleme imanlı olarak göç edebilmeyi, ruhumuzu teslim edebilmeyi cümlemize nasip eylesin.

Mevlam ibadetlerimizi Salih, rızasına muvafık ve riyadan uzak eylesin!

Bookmark and Share

6 yorum:

iyiki bu siteyi kurdunuz <3<3 hocamm

süper çok faydalanıyoruz.Allah razı olsun!..

Guzel yazmışsınız Allah razı olsun.keşke yazılarıniz da kaynak belirtseydiniz daja da guzel olurdu.farkli bilgiler var ve o bilgiyi arastirmak isterdim

İlk yazdığım sohbetlerde kaynak yazmadığımı farketmemistim. Fakat daha sonra eklediğim her sohbette kaynaklar hatta cilt ve sayfa numaraları dahi yaziyor

İlk yazdığım sohbetlerde kaynak yazmadığımı farketmemistim. Fakat daha sonra eklediğim her sohbette kaynaklar hatta cilt ve sayfa numaraları dahi yaziyor

Yorum Gönder